Deniz suyundan üretilen hidrojenle çalışan enerji santrali

Kanadalı enerji şirketi NB Power ile ABD’li şirket Joi Scientific, deniz suyundan elde edilen hidrojen ile enerji üretmek için anlaşmaya vardı.

Kanada’nın New Brunswick bölgesinde faaliyet gösteren Kraliyete bağlı enerji kurumu NB Power, ABD’nin Florida eyaletinden Joi Scientific ile iş birliği yaparak deniz suyundan elde edilen hidrojen ile çalışacak enerji santralleri kuracak. NB Power aslında Joi Scientific ile üç yıl önce iş birliği anlaşması yapmıştı ama yeni çalışmalar ve prototipler için anlaşma şimdi sağlandı.

Joi Scientific CEO’su Traver Kennedy “Dünyanın ilk salınımsız elektrik servisini oluşturmak için iş birliği yaptık. Yeni anlaşma ile birlikte Kennedy Uzay Merkezi’nde birlikte yapacağımız çalışmalarla ilk prototipleri üreteceğiz ve bu teknolojiyi Kanada’ya getireceğiz.” diyor. Kennedy, şirketinin işlenmemiş deniz suyundan hidrojen üretmenin yeni bir yöntemini geliştirdiğini ve bu yöntemle elde edilen hidrojenin enerji üretmek için kullanılabileceğini söylüyor. Bu sistemin sonucunda ortaya çıkan tek atık ise su buharı oluyor.

Birkaç yıllık çalışma gerekiyor

Kennedy, enerji üretiminin yakıt hücrelerinden enerji santrallerine kadar farklı şekillerde gerçekleştirilebileceğini ifade etti. CEO “NB Power ile birlikte, 10 megavat ile 100 megavat arasında değişen tesisler kurmak istiyoruz. Bu durumda hidrojen tabanlı içten yanmalı motorlar kullanabiliriz.” diyor.

NB Power Başkanı Gaetan Thomas da küçük prototipler hazırlanmadan önce iki ya da üç yıl çalışma gerekeceğini ve maliyetin doğal gazla çalışan tesislerle aynı seviyede olacağını belirtti. Thomas yeni enerji tesislerinin yanı sıra mevcut tesislerin dönüştürülmesinin de gündemde olduğunu söyledi. Bu çerçevede New Brunswick kıyısındaki kömür santrali Belledune’un bir hidrojen santraline dönüştürülmesi de gündemde.

Teknik detaylar açıklanmadı

“Hydrogen 2.0” adı verilen teknolojinin maliyetleri ise lisans anlaşması dahilinde korunuyor. Kennedy şirketin patent başvurusu aşamasında olduğu için teknik detayları şu anda paylaşamayacağını belirtti. Hidrojen elde etmek için harcanacak enerji ile hidrojeni yakıt olarak kullanınca üretilecek enerji arasındaki fark da bu sebeple açıklanmadı.

Thomas şu anda seçeneklerin değerlendirildiğini ve büyük tek bir tesisten ziyade daha küçük birkaç tesisin kurulabileceğini ve böylece dağıtımda kayıpların engellenebileceğini söyledi.

Kök neden analizi

Kök nedenler, problemin arkasında yatan gerçek sebeplerdir. Bu sebepler çoğunlukla sivrisineklerden kurtulmak için ilaçlama çözüm değil, bataklığı kurutmak lazım çözümü kadar net görünüyor olsa da, ilaçlamanın dayanılmaz kolaylığı altında görünmez olurlar. Aşağıda yer alan vakalardan ilki kök neden yaklaşımının olmadığı durumu, ikincisi ise kök neden analizi ile sonuçlara nasıl yaklaştığımızı net olarak açıklamaktadır.

Olay 1: 

Fabrika müdürü günlük, olağan fabrika turunu atarken yerde birkaç damla yağ görür. Ustabaşını çağırır ve yağın oradan temizlemesini söyler. Ertesi gün aynı yerden geçtiğinde yağın halen yerde olduğunu görür ve ustabaşını emrini yerine getirmediği için azarlar.

Olay 2: 

Fabrika müdürü günlük olağan fabrika turunu atarken yerde birkaç damla yağ görür. Ustabaşını çağırır ve yerde niçin yağ olduğunu sorar. Ustabaşı çevresinde biraz inceleme yaptıktan sonra hemen başlarının üzerindeki kızgın yağ borularının birleşme yerindeki contadan sızıntı olduğunu söyler. Fabrika müdürü contanın niçin kaçırdığını sorar. Ustabaşı incelemesini yaptıktan sonra söz konusu bağlantı yerindeki contanın bir ay içinde dört defa değiştirilmiş olduğunu bakım kayıtlarından bulduğunu söyler. Fabrika müdürü, bakım sorumlusuna bu bağlantı yerinde neden bir ay içinde dört defa conta değiştirildiğini sorar. Bakım sorumlusu satın almaya bu contalar hakkında şikayette bulunduklarını, ancak contaların kullanılması ile ilgili bir emir olduğunu ve bu yüzden kullandıklarını söyler. Fabrika müdürü satın alma sorumlusuna niçin bu contaları almaya devam ettiklerini sorar. Satın alma sorumlusu contaların kalitelerinin iyileştirilmesi için iki aydır tedarikçi ile görüşüldüğünü ancak mevcut fiyat seviyesinde kalitenin daha yukarılara çekilemeyeceğini tespit ettiklerini söyler. Fabrika müdürü satın alma fiyat seviyesinin neden düşük tutulduğunu sorar. Satın alma sorumlusu ise fiyat bantlarının finans müdürü tarafından tespit edildiğini, bu yüzden daha kaliteli bir ürün alamadıklarını söyler. Fabrika müdürü finans müdürüne niçin fiyat seviyesi ile ilgili bir esneklik yaratılmadığını sorar. Finans müdürü ise üç ay önce bizzat kendisi (fabrika müdürü) tarafından yayınlanan emir ve direktifler neticesinde maliyet azaltma programı oluşturduklarını ve satın almanın da bu programa göre çalıştığını söyler. Fabrika müdürü kök nedenin kendisi olabileceğini düşünerek endişelenir.

Yukarıdaki ilk vakada hatanın nedeninin sorgulamasının yapılmadığı ve çözümünün gerçekleşmediği süreye kadar her gün ustabaşının azar işitebileceğini izlemekteyiz. İkinci vakadan da gördüğümüz gibi, kök nedene inildiğinde gerçek sebebin görünen sebeplerden ne kadar farklı olduğudur. Aslında burada gerçek sebep fabrika müdürü değildir. Çözüm yaklaşımlarında organizasyonların istemeden olayları yönlendirdiği durumlar olabilir. Yukarıda da bu durumun yansımasını abartılı ve esprili bir şekilde görmekteyiz.

Beklenmedik bir durumun belirli aralıklar ile ortaya çıkıp çözümü için kaynaklarımızı tüketmesi bir gelenek haline gelmeden kendimize şu soruları sormalıyız;

Bu probleme neden olan gerçek sebepler nelerdir?
Bu problemin fark edemediğimiz diğer etkileri var mıdır?
Bu durumdan biz ne öğrenebiliriz?
Bunların tekrarlanmaması için ne gibi çalışmalar yapmalıyız?

Çünkü problemlerin sebep olduğu etkilerin tümünün farkında olmadan eyleme geçtiğimiz de sebepler hakkında öğrenebileceklerimiz de kısıtlı kalmakta ve çözüm etkin gerçekleşmemektedir.

Araştırmaların sıklıkla tespit ettiği durumlardan biri de endüstriyel hayatımızdaki problemlerimizin yaklaşık %95’inin proses/süreç ağırlıklı ve yalnızca %5’inin çalışan ağırlıklı olarak ortaya çıkmasıdır. Halbuki bulunan çözümlerin yaklaşık %90’a yakını ise eleman hatası/eğitimsizlik/bilinçsizlik olarak raporlanmaktadır. Neden/Niçin? Soruları, sebeplerin altında yatan kök nedenleri ortaya çıkarmak için kullanılan tekniklerden sadece biridir. Neden/Niçin tekniği, problemleri sorular sorarak açıklığa kavuşturmayı sağlar. Her cevabın arkasından tekrar tekrar neden/niçin diye sormamız gerekmektedir. Örneğin, az gelişmiş ülkelerde alkol tüketiminin yaygınlığı ya da sigara tüketiminin fazlalığı probleminin kök nedenine inmek için ilk atılacak adım, Neden/Niçin diye sormaktır. Bu süreç, her cevabın ardından kök nedene bir adım daha yaklaştığımız sürece Neden/Niçin sorusu ile devam edecektir. 

Niçin kök neden analizi yapmalıyız?

Problemlerin gerçek çözümlerine ulaşmak, problemin varoluş nedenlerini öğrenmeyi sağlar.
Probleme nelerin sebep olduğunu analiz etmeden; iyileştirmeler planlamak ve gerçekleştirmek, kaynakların ve zamanımızın yanlış ve sorumsuz kullanılması ile sonuçlanır.
Kök neden analizi, sorunların doğru anlaşılmasını sağlayarak kurumda sahiplenmeyi artırır.
Kök neden analizleri sonucu bilgi seviyemizin, farkındalıklarımızın ve davranış biçimlerimizin değişmesi ile hedeflerimizin de olumlu yönde gelişeceğini izleyeceğiz.
Problemlerin gerçek sebeplerine inmek için etkin düzeltici ve önleyici faaliyetleri gerçekleştirmeden önce sistematik bir problem çözme yaklaşımı ile etkileri detaylı olarak analiz etmek ve verileri toplamak kök nedeni bize daha da yaklaştıracaktır. Unutmamamız gereken bir nokta da işletmelerin yenilikçi yaklaşımları pazarda var olmalarının bir ölçütüdür.

Atıkta değer var.

Atık meselesi ve geri kazanım neden önemli?

Bilim insanları, plastik tüketimi alışkanlıklarımızda herhangi bir değişiklik olmazsa 2050 yılı itibarıyla okyanuslarda balıktan daha fazla plastik olacağını tahmin ediyor. 1907’de plastiğin icadından bugüne dek 8,3 milyar ton ham plastiğin (geri dönüştürülmemiş) üretildiği ve 2015 itibarıyla yaklaşık 6,3 milyar ton plastik atığın yalnızca %9’unun geri dönüştürüldüğü, %12’sinin yakıldığı ve %79’unun çöp depolama sahalarında veya doğada biriktirildiği ifade ediliyor.

Elektronik atıklardaki tablo da oldukça dikkat çekici. Türkiye’de 2017 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca, altın, gümüş gibi değerli metaller ihtiva eden ve kullanım ömürlerini tamamlayarak toplanan her bin ton atık cep telefonundan, bir kilogram altın geri dönüşümü sağlandığı belirtiliyor. Nitekim bir ton iPhone, bir ton altın cevherinden 300 kat daha fazla altın, bir ton gümüş cevherinden 6,5 kat daha fazla gümüş içeriyor.

Tüm bunların yanı sıra döngüsel ekonominin öğelerinden biri olan geri dönüşüm, bir endüstri haline geldiği ekonomilerde yaratılan istihdam ve gelirle de ekonomiye katkı sağlıyor. Örneğin National Waste & Recycling Association verilerine göre, ABD 2016 yılında atık ve geri dönüşüm sektöründe yaklaşık 384 bin kişi istihdam ederken, 93,8 milyar dolar gelir elde etmiş durumda.

Öte yandan, Türkiye’nin geri dönüşüm konusunda kat edeceği mesafenin nispeten uzun olduğu görülüyor. Türkiye’de üretilen atıkların yarıdan fazlasının geri kazanılabilir özelliğe sahip olduğu belirtiliyor. TÜDAM’ın Ağustos 2016’da yayınladığı Geri Dönüşüm Sektörü Teşvik Raporu’na göre, Türkiye’de yalnızca yerleşim birimlerinde yılda yaklaşık 6 milyon ton geri dönüştürülebilir atık oluşurken bunun yaklaşık 5 milyon tonu çöp sahalarına gömülüyor. Bu miktarın ekonomik değeri ise

1,5 milyar liranın üzerinde. Geri dönüştürülebilir atıkların toplanması ve gömülmesi için kamu kaynaklarından yılda ek olarak 750 milyon lira ayrılıyor. Diğer bir ifadeyle, geri dönüşüm sektörünün Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayacak ekonomik ve organizasyonel yapıya sahip olmamasının maliyeti yıllık 2,25 milyar lira olarak hesaplanıyor.

Türkiye’de 2023 yılında oluşan atığın %35’inin geri kazanım, %65’inin ise düzenli depolama yönetimi ile bertaraf edilmesi hedefleniyor. Belediye atıklarına yönelik planlanan atık yönetim faaliyetleri için “Ulusal Atık Yönetimi ve Eylem Planı – 2023” kapsamında belirlenen tesislere ait yatırım maliyeti, teknoloji seçimine bağlı olarak yaklaşık 1,7 milyar euro ile 2,86 milyar euro arasında değişiyor. Tabloyu bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, işlevsel bir atık yönetiminden önce kaynakların etkin kullanımı için malzemelerin ekonomik ve çevresel açıdan sürdürülebilir olacağı bir sistem yaratmanın önemli olduğunu görüyoruz. Bunun için kamu kesimi, özel sektör, hanehalkları başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin geri dönüşüm konusunda üzerine düşeni yapması elzem görünüyor.

Raporu hazırlayan Dilara Ay Erişen‘e çok teşekkür ediyoruz ve raporun tamamını TSKB web sitesinden incelemenizi öneriyorum. Raporu buradan indirebilirsiniz.

Yeni Plastik Poşet Uygulamasının Gerçek Maliyeti: EcoCost

Son günlerde herkesin dilinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının (ÇŞB) 2019 yılı itibariyle uygulamaya koyacağı ve bu konuda Çevre Kanununda yaptığı değişiklik var. Herkes bu duruma nasıl alışacağını düşünürken bir yandan da acaba bu 0,25₺ çok da fazla değil canım öder geçeriz ama bana toplam maliyeti ne olur bir bilsem fena olmaz diye içinden geçiriyordur.

Bu konuda bende bir araştırma yapayım derken aynı konuya bilimsel ve sürdürülebilirlik açısından yaklaşan Orhan Atacan‘ın kaleme aldığı aşağıda ki yazıyı buldum. Hepimizi ilgilendiren bu yazıyı okuyup ondan sonra bütçenizi ayarlamanızı ve önleminizi almanızı öneririm.


2018 yılının şu son günlerinde aşırı plastik tüketiminin önüne geçmek amacıyla market poşetlerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (ÇŞB) tarafından naylon poşetlerde ücret uygulaması iyice gündeme oturdu. Konuya Metsims Sustainability Consulting olarak bir Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (LCA) uzmanı gözüyle baktık ve sizler için konunun çevre maliyeti boyutunu Türkiye’de bir ilk uygulama olarak sunmaya karar verdim.

ÇŞB tarafından plastik poşetin ücretlendirilmesi kararının ardından, naylon market poşeti ile alternatif seçeneklerden olan bez torbayı bir önceki yazımda, Yaşam Döngüsü Değerlendirmesi (LCA) bakış açısıyla çevresel etkileri açısından değerlendirmiştim. Bir hayli ilgi gören bir önceki yazımı henüz okumadıysanız, bu yazımın daha iyi anlaşılabilmesi için tavsiye ediyorum: 2019 yılı İle Birlikte Market Alışverişleriniz Değişecek.

Kısaca hatırlatmak gerekirse Naylon market poşeti ve bez torbanın bilimsel LCA yöntemi ile karşılaştırılması sonucu bez torbanın çevresel etkiler açısından daha avantajlı olduğunu teyit etmiştim (Bkz. aşağıdaki grafik).

Dört kişilik bir ailenin taşıma ihtiyacını karşılayacak naylon poşet ve bez torbanın LCA yöntemi ile çevresel etkilerinin karşılaştırılması ((CML-IA baseline V3.05/EU25)

Bu yazımda ise bir önceki çalışmamda yapmış olduğum LCA hesaplamalarını kullanarak her iki ürünün çevreye daha duyarlı yani etkilerinin en aza indirgenerek üretilmeleri durumunda ortaya çıkabilecek olan çevre maliyetini ortaya koyarak değerlendireceğiz. Ardından çıkan maliyeti ÇŞB’nın belirlediği ve 2019 yılından itibaren Süpermarketlerde uygulanacak plastik poşet başına alınacak bedel ile hesapladığımı olması gereken çevre maliyeti ile nasıl ilişkili olduğunu ortaya koyacağım.

Gerek kaynak tüketimi gerekse ortaya çıkan çevresel kirliliklerin artması ve tüketici talepleri ile sürdürülebilir üretim daha çok gündeme gelmeye başladı. Peki sürdürülebilir üretim nedir? Bunun maliyeti nedir? Çevresel maliyet ne anlama gelir?

Bir ürünün beşikten mezara yaşam döngüsü incelendiğinde, oluşturduğu çevresel etkiler temel olarak 3 aşamada ortaya çıkar.

  1. Üretim için kullanılan hammaddelerin üretiminde
  2. Üretim sürecinden meydana gelen kaynak tüketimi ve atık oluşumu
  3. Ürünün kullanım aşamasında ve kullanım ömrü dolduğunda oluşturduğu atıklarda

Sürdürülebilir üretim tüm bu aşamaların, sınırlı kaynaklara ve çevreye saygılı bir şekilde gerçekleştirilmesi ile olur. Örneğin deterjan üretiminde ötrofikasyona sebep olan bir madde kullanmak yerine çevreye zarar vermeyecek ya da daha az zarar verecek alternatif bir madde kullanmak gibi. Bu ve benzer üretim tercihleri genellikle maliyet sebebiyle reddedilir. Ancak doğal bir kaynağın tükenmesi halinde alternatifinin üretilmesinin veya oluşan çevresel bir kirliliğin giderilmesi için gerecek maliyet, tahmin edilenden çok daha fazla olacaktır.

İngilizcesi “EcoCost” olarak ifade edilen çevresel maliyet kavramı kısaca, bir ürünün sebep olduğu çevresel yüklerin ortadan kaldırılması için ödenmesi gereken maliyet olarak tanımlanabilir. Ürünün üretilmesi kaynaklı çevresel etki yükünü ortadan kaldırmak, bir nevi dünyanın besleme kapasitesine uyumlu bir şekilde üretim yapmak ya da biz tüketiciler için daha duyarlı davranış sergilemek demektir. Bu konu yine İngilizce tabiri ile “Green Accounting” Türkçe ifadesi ile Yeşil Muhasebe başlığı altında tartışılır. Şimdi EcoCost kavramını somutlaştırmak adına daha önce yaşam döngüsü değerlendirmesi hesabıyla çevresel performansını 4 kişilik bir ailenin 1 yıllık alışverişi taşıma ihtiyacını karşılayacak şekilde kıyasladığımız naylon market poşeti ve bez torbanın, çevreye daha duyarlı üretilmeleri durumunda nasıl bir maliyetin bizleri beklediğine bir bakalım.

Dört kişilik bir ailenin taşıma ihtiyacını karşılayacak olan alışveriş poşetinin çevre maliyetinin ekosistemler, insan sağlığı, kaynak tüketimi ve iklim değişikliği detayında karşılaştırılması

Metsims Sustainability Consulting bünyesinde bulunan EcoCost veritabanından faydalanılarak, fonksiyonel birimde hesaplanan çevresel maliyetler belirlenen dört ana çevresel etki kategorisi detayında yukarıdaki şekilde sunulmuştur. Buna göre dört kişilik bir ailenin alışverişlerini taşıma ihtiyacını karşılayacak bez torbanın çevreye daha duyarlı üretilmesi durumunda ortaya çıkacak olan maliyet 9,35 ₺ iken, aynı ihtiyacı karşılayacak naylon poşetlerin maliyeti yaklaşık 50 ₺’dir. Plastik poşetin çevre maliyetinde, gündemde olan iklim değişikliği maliyetleri ön plana çıkmaktadır.

Bu analizimizden yola çıkarak bir plastik poşet için çevresel maliyeti 0,23 ₺ olarak hesapladık. Şimdi bu bulduğumuz maliyet değerini ÇŞB’nın belirlemiş olduğu bir plastik poşet maliyeti ile kıyaslayalım.

Yazının devamını Orhan Atacan‘ın yayınladığı Metsims Sustainability Consulting sitesinden okuyabilirsiniz. Yazının asıl can alıcı hususları yazının devamında.

Devamı için tıklayın.

BM İklim Zirvesi’nde Yapılan Muhteşem Konuşma

Polonya’nın Katowice kentinde yapılan BM İklim Zirvesi’nde yaptığı konuşmayla çoğu liderden daha çok dikkat çeken 15 yaşında ki Greta Thunberg, dünyaya seslendi ve bütün dünyaya ders verdi.

(Ayarlardan Türkçe altyazı seçeneğiyle videoyu izleyebilirsiniz)

Adım Greta Thunberg, 15 yaşındayım ve İsveç’ten geliyorum. Burada iklim adaleti için konuşuyorum. Birçok insan İsveç’in sadece küçük bir ülke olduğunu ve ne yapacağımızın önemli olmayacağını söylüyor. Ancak fark yaratmak için hiçbir zaman küçük olmadığımızı öğrendim. Ve eğer birkaç çocuk sadece okula gitmeyerek dünyanın dört bir yanında manşetlere çıkabiliyorsa gerçekten istersek birlikte neler yapabileceğimizi hayal edin. Ancak bunu yapabilmek için ne kadar rahatsız edici olursa olsun açık konuşmak zorundayız. Siz sadece hiç bitmeyen yeşil ekonomik büyümeyi konuşuyorsunuz çünkü popüler olmaktan korkuyorsunuz. Yapılması mantıklı olan tek şey imdat frenini çekmek iken siz sadece bizi bu hale getiren aynı kötü fikirlerle ilerlemekten söz ediyorsunuz. Biz çocuklara bıraktığınız şeyin böyle bir yük olduğunu itiraf edebilecek kadar bile olgun değilsiniz. Popüler olmak benim umurumda değil . İklim adaleti ve yaşayan bir gezegen benim umurumda. Oldukça az sayıda insan muazzam miktarda para kazanma fırsatlarını kaybetmesin diye medeniyetimiz feda ediliyor. Benimki gibi ülkelerde yaşayan zengin insanlar lüks içerisinde yaşayabilsin diye biyosferimiz feda ediliyor. Birkaç kişinin lüksünü ödeyen şey birçok kişinin acısıdır. 2078 yılında 75. yaş günümü kutlayacağım. Çocuklarım olursa belki o günü benimle geçirecekler, belki bana sizi soracaklar, belki harekete geçmek için hala vakit varken neden hiçbir şey yapmadığınızı soracaklar. Çocuklarınızı her şeyden çok sevdiğinizi söylüyorsunuz ama böyle olmasına rağmen onların gözleri önünde geleceklerini çalıyorsunuz. Politik olarak neyin mümkün olduğunu konuşmak yerine yapılması gerekenlere odaklanmadığınız sürece umut yok. Bir krizi kriz olarak ele almadığımızı sürece çözemeyiz. Fosil yakıtları yerin altında bırakmamız ve dürüstlüğe odaklanmamız gerekiyor. Ve bu sistemin içinde çözümlerin bulunması imkansız , belki de sistemin kendisini değiştirmemiz gerekiyor. Buraya umursasınlar diye dünya liderlerine yalvarmaya gelmedik. Bizi geçmişte görmezden geldiniz ve yine görmezden geleceksiniz. Bahanelerimiz tükendi ve zamanımız da tükeniyor. Buraya hoşunuza gitse de gitmese de değişimin geleceğini haber vermeye geldik. Gerçek güç insanlara aittir.

Kafka’nın oyuncak bebek hikayesi

franz kafka little girl ile ilgili görsel sonucu

Kafka’nın ölmeden önceki son yılı; Polonya’daki Yahudi ailesinden kaçıp Berlin’e yerleşir, Dora Diamant adında on dokuz yirmi yaşlarında bir kıza âşık olur. Kız, Kafka’nın yarı yaşındadır; ama ona yıllardır yapmak isteyip de yapamadığı şeyi, Prag’dan ayrılma cesaretini bu kız verir ve Kafka’nın birlikte yaşadığı ilk ve tek kadın olur. Kafka 1923 sonbaharında Berlin’e gelir ve ertesi ilkbaharda da ölür; ama bu son aylar muhtemelen yaşamındaki en mutlu aylardır. Giderek bozulan sağlığına rağmen. Yiyecek kıtlığı, siyasal ayaklanmalar, Alman tarihinin gördüğü en ağır enflasyon gibi Berlin’deki sosyal durumlara rağmen. Bu dünyada fazla zamanı kalmadığını kesinlikle bilmesine rağmen.

Kafka her ikindi vakti parkta gezintiye çıkar. Hemen her seferinde Dora da onunla birlikte gider. Bir gün hıçkıra hıçkıra ağlayan küçük bir kızla karşılaşırlar. Kafka kıza ne olduğunu sorar. Çocuk bebeğini kaybettiğini söyler. Kafka, olup biteni açıklamak için hemen bir hikâye uydurur. ‘Bebeğin seyahate çıktı,’ der. Kız, ‘Nereden biliyorsun?’ diye sorar. Kafka, ‘Çünkü bana mektup yazdı,’ diyince kız kuşkulanır. ‘Mektup yanında mı?’ der. Kafka, ‘Ne yazık ki hayır, yanlışlıkla evde bırakmışım ama yarın getiririm,’ diye cevabı yapıştırır. Konuşması öylesine inandırıcıdır ki, kız ne düşüneceğini bilemez. Bu gizemli yabancı doğru söylüyor olabilir mi?

Okumaya devam et Kafka’nın oyuncak bebek hikayesi

Nedir bu “kompost” dedikleri?

Doğada oluşan bir çok atık, aslında başka bir işlemin ham maddesi rolündedir. Yani işlevsiz olarak nitelendirilip çöpe atılan bir sürü madde, uygun olarak kullanıldığında doğada yepyeni bir şeye dönüşebilir. Kulağa mucize gibi gelen bu fikri evlerimizde de kolayca uygulayabiliriz. Her gün çöplerimizi dolduran evsel atıklarımızı, toprağa faydalı bir şekilde geri iade edebiliriz mesela.  Nasıl mı? Kompost yaparak. Bir çoğunuz belki de ilk kez duyuyorsunuz  bu kelimeyi. Herkesin kafasında gübre dendiğinde aşağı yukarı aynı şey canlanıyor olsa da kompost  fikri daha yeni yeni bilinmeye başladı. Gübreye nazaran daha çevreci ve üretimi daha kolay olan kompost  da bir kaç yıl içerisinde hak ettiği üne kavuşacak gibi duruyor.

Okumaya devam et Nedir bu “kompost” dedikleri?

Plastik poşetler neden tehlikeli!


Yok olma süresi 1000 yılı bulabilen, yıllık bazda üretimi 335 milyon tonu aşan plastik poşetler sofralarımıza kadar uzanabiliyor. Geri dönüşümü üretiminden daha maliyetli olan plastik poşetleri bu kadar tehlikeli yapan ne?

Hayatımıza 1900’lü yılların başlarında giren plastikler 1970’li yıllardaki plastik sektöründeki gelişmelerin ardından 1977 yılında tam olarak hayatımıza girdi. Alışveriş noktalarında herkesin rahatlıkla bulabileceği, ortalama kullanım ömrü 15 dakika olan, suda, toprakta, hatta havada uçuşurken gördüğümüz, çok ince olan ve doğadaki varlıkları maalesef de insanlar için giderek normal bir durum olarak kabullenilen olayların baş aktörü; plastik poşetler.

1950’li yıllarda 1,5 milyon ton civarında üretim değerleri bulunan plastik malzemelerin üretimi giderek artmış ve günümüzde yıllık bazda üretimi 335 milyon tonu aşmıştır.

Üretimin bu hızla seyretmesi halinde 2050’li yıllarda bu değerin yıllık bazda 1,2 milyar tona ulaşması öngörülüyor.

Okumaya devam et Plastik poşetler neden tehlikeli!

Dikkat çekici bir farkındalık çalışması: Çöpler file içinde billboard’a asıldı

Çevre temizliğine dikkat çekmek için çöpler bilboardlara asıldı

Bursa’da çevre temizliğine dikkat etmek için ilginç bir yönteme başvuruldu. İnegöl ilçesinde billboard’a ‘Bu çöpler 1 saatte bu caddeden toplandı’ yazısıyla file içinde çöp asıldı.

Bursa’nın İnegöl ilçesinde çevre temizliğine dikkat çekilmesi amacıyla, billboard’a ‘Bu çöpler 1 saatte bu caddeden toplandı’ yazısıyla file içinde çöp asıldı.

Temiz şehir İnegöl‘ sloganıyla ilçe halkının dikkatini çevre temizliğine çekmek isteyen İnegöl Belediyesi, daha önce en işlek cadde olan Atatürk Bulvarı’nda bir kamyon çöpü kontrollü dökerek, ‘Şehrimiz temiz tutulmazsa böyle olur’ mesajı vermişti.

İnegöl Belediyesi görevlileri, bu defa da billboard’a çöp astırdı. Asıl olanın ‘temizlemek’ değil ‘kirletmemek’ olduğuna dikkat çekilirken, vatandaşların da bu konuda bilinçlenmesi için Atatürk Bulvarı üzerinde bulunan billboard’a ‘Bu çöpler 1 saatte bu caddeden toplandı’ yazısıyla file içinde çöp asıldı. Çalışma, vatandaşların dikkatini çekti.