Drone’lar artık denizleri de temizliyor.

RanMarine tarafından geliştirilen ve denizlerdeki kirliliği önlemeyi amaçlayan su drone’u bir süredir gerçekleştirdiği pilot çalışmalardan olumlu geri dönüşler aldı ve pilot çalışma aşamasını başarıyla geçti. Denizlerde su yüzeyinde kalan çöpleri, plastikleri ve pis birikintileri toplayabilen drone bundan böyle daha farklı bölgelerde de karşımıza çıkabilir.

WasteShark adlı su drone’u iki farklı modelle geliyor. Bu modellerden bir tanesi uzaktan kumanda ile kontrol edilirken istenildiği yönlere yönlendiriliyor. Bir diğer model ise otonom sürüş özelliğine sahip. Daha önce belirlenmiş noktalarda devriye atan su drone’u, sürekli olarak o bölgedeki çöpleri temizliyor.

Günün 16 saati boyunca denizlerde çöp toplayan ve temizliği gerçekleştiren WasteShark, bu çalışma saatleri ile bir insan gücüne dayalı temizliğe göre çok daha verimli ve sürekli temizlik gerçekleştirebiliyor. WasteShark’ın çöp kapasitesi ise 200 litre hacminde. Bununla birlikte sadece çöp temizliği yapmayan akıllı drone, denizin derinliğini, sıcaklığı ve su kalitesini de ölçümleyerek önemli bir veri akışını sağlıyor ve bu verilerin biriktirilmesini sağlıyor.

Kullanım alanları olarak özellikle yoğun liman bölgelerinin belirlendiği WasteShark adlı drone, ilk testlerini de Rotterdam limanında tamamlamıştı. Drone ilk kez Dordrecht Belediyesi tarafından kullanıldı. Hollandalı firmanın amacı bu drone’un özelliklerini geliştirmeyi, Hollanda’da başka kentlerde de kullanılmasını ve belki de yakın gelecekte drone’u diğer ülkelere de ihraç etmeyi hedefliyor. RanMarine‘in bu hedefine ulaşması da mümkün gözüküyor, çünkü çevre dostu bu drone’un hem çevre temizliği hem de doğaya katkısı oldukça büyük.

Paylaş:

Sera gazının yüzde 8’i “hesaba katılmayan” turizm kaynaklı

Bilim insanları artan küresel turizmin iklim değişikliğine yol açan sera gazı salınımlarını yükselttiğini açıkladı. Almanya, ABD ve Çin turizm ile çevreyi en çok kirletenler.

İklim değişikliği ile mücadele konusunda Almanya’nın Bonn kentinde bir araya gelen bilim insanları dünyadaki sera gazı salınımlarının on ikide birinin turizm sektörü kaynaklı olduğunu açıkladı.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreteryası bünyesinde 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması’nın “kural kitabını” oluşturmak üzere toplanan bilim insanları, 160 ülkede yapılan araştırma uyarınca iklim değişikliğine en fazla olumsuz katkıyı Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Almanya ve Hindistan’da seyahat eden insanların yaptığını kaydetti.

En son verilere göre turizm sektöründeki uçuşlar, konaklama ve yeme-içme, hatta hediyelik eşyaların üretimi 2013 yılında küresel çapta 4,5 milyar ton karbondioksit salınımına yol açtı. Bu sayı 2009’da 3,9 milyar ton olarak kayıtlara geçmişti.

Mevcut öngörülere göre 2025 yılına gelindiğinde turizm sektörü kaynaklı sera gazı salınımlarının yılda 6,5 milyar tona ulaşacağı tahmin ediliyor. Araştırmacılar uçak yolculuklarının tek başına en büyük paya sahip olduğunu kaydederken, jet yakıtı tüketmenin atmosfere verdiği zarar dikkate alındığında, uçak bileti fiyatlarının çok daha fazla olması gerektiğini savundu.

Ancak turizmin sera gazı salınımlarındaki yüzde 8’lik payına karşın, sektörün bu konuda “ilerleme” kaydettiğini belirten BM İklim Değişikliği Sekreteryası Başkanı Patricia Espinosa, “(Turizm) endüstrisinin sattığı birçok ürün çevrenin korunması, muhafaza edilmesi ve kollanmasına bağımlı” şeklinde konuştu.

Turizm sektörü küresel sera gazı salınımlarının yüzde 8’ine karşılık geliyor

“Karbon ticareti ve vergileri gerekli”

Araştırmacılar, turizm sektöründeki salınımı kontrol altında tutmak için daha fazla karbon vergisi uygulanması ve havacılık sektöründe karbondioksit ticaretinin arttırılması gerektiğini kaydetti.

Havacılık sektörünün tüm dünyadaki sera gazı salınımlarının yüzde 2’sine tekabül ettiğini kaydeden bilim insanları, bunun dünyadaki en fazla salınım yapan 12’inci ülke kadar yüksek bir miktara ulaştığını belirtti.

Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA)  verilerine göre hızla büyüyen havacılık sektörünü hacminin 2036 yılına kadar ikiye katlanarak yılda 7,8 milyar yolcuya ulaşması bekleniyor.

2015 yılında imzalanan Paris İklim Anlaşması turizm ve havacılık sektörlerini dikkate almadan hazırlanmıştı. Anlaşma uyarınca küresel ısınmanın 2 santigrat derecenin altında tutulması hedefleniyor.

Ancak bilim insanlarına göre hâlihazırda 1 santigrat derece ısınmış dünyadaki küresel ısınmayı toplam 3 santigrat derecede tutmak bile oldukça zor görünüyor.

Paylaş:

Bir dönem sona eriyor! Plastik Poşetler ücretli olacak…

Uzun zamandan beri gündemde olan ve geçtiğimiz ocak ayında yürürlüğe girmesi beklenirken 1 yıl ertelenerek yürürlük tarihi 1 Ocak 2019 olarak değiştirilen plastik poşetlerin ücretlendirilmesi uygulamasında sürpriz bir gelişme yaşandı.

TARİH ERKENE ALINDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan 100 günlük eylem planında plastik poşetlerin çevre koruma faaliyetleri kapsamında ücretlendirilmesi de yer aldı. Eylem planın açıklanmasıyla birlikte plastik poşetler için öngörülen takvim de erkene alınarak ücretlendirme işleminin ekim ayı sonuna kadar başlatılması bekleniyor.

RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANDI

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği (AB) mevzuatına uyum çalışmaları kapsamında hazırlanan Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği, geçtiğimiz yılın Aralık ayında Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.

ÜCRETSİZ DAĞITIM SONA ERECEK

Yeni yönetmeliğe göre plastik torbalar, mesafeli sözleşmelerle yapılan satışlar da dahil olmak üzere satış noktalarında tüketiciye ücretsiz temin edilemeyecek ve ücretsiz teminine imkan verecek herhangi bir promosyona veya kampanyaya dahil edilemeyecek. 15 mikron ila 50 mikron arası kalınlıkta olan plastik alışveriş poşetleri, market kasalarında tüketiciye ücretli olarak verilmeye başlanacak. Bu kalınlığın altında veya üstünde olan poşetler, eskiden olduğu gibi ücretsiz verilmeye devam edecek.

POŞET MALİYETİNDEN KURTARACAK

Bir poşetin doğada yok olmasının yüz yılları bulduğu göz önünde bulundurulursa çevreye pozitif anlamda ciddi katkı sunacak olan uygulama başta marketler olmak üzere çok sayıda iş yerini de büyük bir poşet yükünden kurtarmış olacak.

2025’TE YÜZDE 40’I GEÇEMEYECEK

Yönetmelik çerçevesinde 15-50 mikron arasında kalınlıktaki torbaların ülke genelinde yıllık kişi başına kullanılan torba adedinin; 31 Aralık 2019’a kadar yüzde 90’ı, 31 Aralık 2025’den itibaren ise yüzde 40’ı aşmayacak şekilde kullanımının azaltılması yönünde çalışma yapılıyor.

FİYATI BAKANLIK BELİRLEYECEK

3 ay içerinde yürürlüğe girmesi beklenen plastik torbalara ücret uygulamasında poşetlerin ücretleri sektör temsilcilerinin görüşleri de dikkate alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından belirlenecek. Söz konusu ücretin altında ise ücret tarifesi uygulanamayacak.

Poşete ücret uygulaması yerel yönetimler ve bakanlık personeli tarafından denetlenecek.

Paylaş:

Ücretli torba uygulaması başarılı sonuç verdi

İngiltere’de 5 Ekim 2015’ten beri yürürlükte olan, tek kullanımlık plastik torbaların ücretli olması uygulamasının bu ürünlerin kullanımını önemli oranda düşürdüğü bildirildi.

Birleşik Krallık Çevre ve Kırsal İşler Bakanlığı açıklamasına göre ülkenin yedi büyük süpermarketindeki plastik torba kullanımı sayısı, torba başına 5 penilik ücret getirilmesinin ardından yüzde 86 oranında geriledi.

Bakanlığın açıkladığı verilere göre ülkedeki tüm süpermarket zincirlerinde ise 2017/2018 mali yılında, 2016/2017 mali yılına göre 289 milyon daha az poşet kullanıldı.

Ülkedeki süpermarketlerde kişi başı torba kullanımı sayısı ise aynı dönemlerde 38’den 32’ye geriledi.

Ülkedeki en büyük yedi market zincirinde uygulama yürürlüğe girmeden önce 2014 yılında 7,4 milyar torba kullanılmıştı.

Paylaş:

Güneş Panelleri Yağmurdan da Enerji Üretecek

Çin’de yer alan Soochow Üniversitesi araştırmacıların geliştirdiği paneller , yağmur yağdığı sürece geceleri de elektrik üretmeye devam ediyor. Bunu da Triboelektrik Nanojeneratör (TENG) aracılığıyla gerçekleştiriyor. TENG, yağmur damlalarının hareketinden gelen mekanik enerjiyi elektriğe dönüştürüyor. Nanojeneratörleri en basit anlatımla hareketi elektriğe dönüştürebilen cihazlar olarak tarif edebiliriz. TENG ise yağmur damlalarının haraketini yakalayabilmek için küçük ölçekte tasarlanmış bir Nanojeneratör.

Araştırmacılar 3-5 yıl içerisinde bir protitiopin hazır hale geleceğini belirtiyor. Bu hibrit paneller, güneş panelleriyle elektrik üretimini daha istikrarlı hale getirebilme, güneş enerjisi kullanımını daha da yaygınlaştırabilme potansiyeli taşıyor. Yaygınlaştığı takdirde ise güneş enerjisi donanımının maliyeti de düşebilir.

Paylaş:

Bir Yabancının Gözünden; Türkiye’nin Karbon Profili

Son yıllarda sürekli iklim değişikliği ile ilgili haberler okuyorsunuz. Ülkemizinde kimi noktalarda dahil olduğu uluslararası anlaşmalar neler ve “Türkiye bu konuda neler yapıyor?” bir yabancının gözünden merak ediyorsanız Carbon Brief’ten JOCELYN TIMPERLEY’in kaleme aldığı ve AYŞE BEREKET’in Türkçe’ye çevirdiği bu özet yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

Karbon Brief, önemli ülkelerin iklim değişikliğine dair neler yaptığını inceleyen serimizin ikinci makelesinde, Türkiye’nin artan emisyonlarını ve bu emisyonları azaltmak için neler yaptığını inceledik.

Türkiye, Avrupa ile Asya’yı birleştiren önemli bir ekonomi ve dünyanın en fazla sera gazı salan yirminci ülkesi. Ancak, Birleşmiş Milletler iklim müzakerelerinde olağandışı bir konuma sahip: Tarihsel emisyonları düşük ve orta gelirli bir ülke olmasına rağmen Türkiye, büyük kısmı gelişmiş ülkelerden oluşan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD’yi oluşturan grubun bir üyesi.

Türkiye ekonomisi ve enerji talebi hızla büyüyor, ve bu eğilimin devam etmesi bekleniyor. Türkiye emisyonlarının, büyük kısmı fosil yakıtlar tarafından karşılanan (başta elektrik üretiminde kömür olmak üzere)enerji ihtiyacına bağlı olarak, önemli miktarda artması bekleniyor. Ancak, Türkiye emisyon artışını sınırlamak için bir takım çabalar göstereceğine dair söz verdi.

  • Siyaset
  • Paris Anlaşması taahhütü
  • Özel Koşullar
  • İklim finansmanı
  • Kömür
  • Yenilenebilir Enerji
  • Nükleer
  • İklim yasaları
  • Piyasa temelli araçlar
  • İklim değişikliği etkileri ve uyum

Grafik: Carbon Brief için Tom Prater

Siyaset

Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nda aldığı yenilginin ardından, 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı laik Mustafa Kemal Atatürk oldu.

O günden beri büyük uluslararası anlaşmalara taraf olan Türkiye, 1952 yılında NATO’ya katıldı ve 1961’de OECD’nin kurucu üyelerinin arasında yer aldı.

Muhafazakar Adalet ve Kalkınma Partisi AKP’nin kurucusu Recep Tayyip Erdoğan, ilk önce İstanbul Belediye Başkanı, ardından da 2003’te başbakan seçildi. 2014 yılında ise, Erdoğan Türkiye’nin ilk başkanlık seçimini kazandı.

2016 yılında meydana gelen bir darbe girişiminin ardından, Nisan 2017referandumunda az bir farkla parlamenter demokrasiden başkanlık sistemine geçiş sonucu çıkması, Erdoğan’ın gücünü büyük oranda arttırdı. Sistem değişikliği Türkiye’nin ilk genel seçimi ardından yürürlüğe konulacak; Kasım 2019 olarak verilen genel seçim tarihi, geçen ay 24 Haziran 2018’e çekildi.

Hükümetin 2016 darbe girişimine sert cevabı, Türkiye’nin -Erdoğan’ı darbeyi muhalefeti sindirmek için kullanmakla suçlayan Avrupa Birliğibaşta olmak üzere Batılı müttefikleri ile arasını açtı. Uzun yıllardır AB’ye katılma iddiasında olan Türkiye’nin üyelik görüşmeleri 2005 yılındabaşlamıştı. Ancak, müzakereler, çoğunlukla da Türkiye’nin insan hakları sicili yüzünden, sık sık aksadı.

Türkiye uzun zamandan beri, iklim değişikliğiyle yeterli derecede mücadele etmemekle eleştiriliyor. Bu da AB’ye üyeliğine bir diğer engel oluşturuyor, zira Türkiye’nin AB üyelik koşullarını yerine getirmek için politikalarını AB blokuyla uyumlu hale getirmesi gerekiyor. Kısa süre önce yayınladığı birraporda Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin AB 2030 iklim ve enerji çerçevesiile uyumlu ulusal stratejisini henüz uygulamaya koymadığına işaret etti. Raporda şu ifadeye yer verildi:

“[Türkiye’nin] ulusal iklim değişikliği stratejisi ve eylem planı, enerji stratejisi gibi diğer stratejileri ile çelişmektedir. Bir iklim değişikliği uyum stratejisinin benimsenmesi ve uygulamaya konulması gerekmektedir. Devlet kurumlarında iklim değişikliğiyle mücadele teknik bilgisinin arttırılmasına dair çalışmalar ve iklim değişikliğinin farklı sektörel politikalarda anaakımlaştırılması çalışmaları hala zayıf düzeydedir.”

2001 ekonomik krizine rağmen, Türkiye ekonomisi son yirmi yılda üç kat büyüdü. Ama Türkiye’de işsizlik oranı, OECD ortalaması olan %5,5’i oldukça üzerinde, %10 civarında seyrediyor.

Hükümet bu ekonomik büyümeyi devam ettirmeyi umuyor. Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun yüzüncü yılı için 2023 siyasi vizyonu,bugün dünyanın en büyük on yedinci ekonomisi olan ülkeyi, en büyük ilk on ülke arasına sokmayı hedefliyor. Vizyonda iklim değişikliğine değinilmiyor.

Her ne kadar önceki hükümetlerin iklim iddiaları da aynı derecede sönük olsa bile, AKP’nin son on beş yılda enerjide büyümeye odaklanmış olması Türkiye’nin emisyonlarını daha da arttırdığı anlamına geliyor. Erdoğan, Türkiye’nin büyüyen ekonomisini desteklemek için enerji arzını arttırmaya devam etmeyi planlıyor. Erdoğan, aynı zamanda enerjiyi önemli bir dış politika unsuru olarak görüyor.

F7F884 Le Bourget, France. 30th Nov, 2015. Turkey's President Recep Tayyip Erdogan (C) attends the 2015 UN Climate Change Conference (COP21) in Le Bourget, near Paris. Credit: Mikhail Metzel/TASS/Alamy Live News

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (ortada) BM İklim Değişikliği Konferansına (COP21)’e katılıyor, Le Bourget, France, 30/11/2015. Foto: Mikhail Metzel/TASS/Alamy Live News.

Türkiye Enerji Bakanlığı’nın yerli kömür kaynaklarının kullanılması gayreti ve kömür madeni sahipleri ve AKP arasındaki yakın ilişki, iklim değişikliyle mücadelenin arttırılmasına dair her tür iddiayla çelişiyor. 2016 yılındayayımlanan bir kanun hükmünde kararname ise “stratejik yatırım” olarak tanımlanan fosil yakıt projelerine lisans ve izin muafiyeti getiriyor. Bu KHK, projelerin hızlandırılmasına, hatta bazı durumlarda ÇED sürecinin ortadan kaldırılmasına yol açabilir.

Türkiye BM iklim görüşmelerinde olağandışı bir konuma sahip (ayrıntılar altta). Türkiye müzakereler sırasında büyük ölçüde uluslararası iklim finansmanına erişim sağlama konusuna odaklandı.

Anketlere göre, iklim değişikliği Türkiye’de yaşayanlar için çok büyük sorun teşkil etmiyor. Ancak, bu Türkiye’nin 2020 yılında BM İklim KonferansıCOP26 ev sahipliğiyle ilgilenmesini de engellemedi. 2020 yılı, Paris Anlaşması’nın “kaldıraç mekanizması”nın iklim iddialarını arttırması için çok önemli bir yıl olacak zira ülkelerin ikinci ulusal taahhütlerinisunacakları yıl.

Paris Anlaşması taahhütü

Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçevesi Sözleşmesi’nin (UNFCCC) uluslararası iklim görüşmelerinde herhangi bir resmi müzakere blokunda yer almayan birkaç ülkeden biri olmanın yanı sıra, bunlar arasından en yüksek emisyona sahip olan ülke.

Türkiye’nin emisyonları, 1990 ile 2013 yılları arasında iki misliden fazlaartarak, diğer tüm EK-1 (ayrıntı altta) ülkelerinden daha hızlı artış gösterdi. Postdam İklim Değişikliği Etkileri Araştırmaları Enstitüsü (PIK) verilerinegöre, Türkiye’nin 2015 emisyonu 415 MtCO2e. Bu miktar, Birleşik Krallık’ın 2015 emisyonun altında, ancak Fransa emisyon miktarının üzerinde ve 2015 küresel sera gazı emisyonlarının %0.83’ünü teşkil ediyor.

Bu miktara, on yıllardır Türkiye’nin fosil yakıt emisyonlarını kısmen telafi eden arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık (LULUCF) da dahil.

Bu durum, Türkiye’nin çoğunlukla devlete ait ormanlarını yaygınlaştırmapolitikalarının neden olduğu orman alanlarındaki artışla kısmen açıklanabilir. UNFCCC’ye 2016’da sunduğu iki yıllık raporunda Türkiye, LULUCF’la karbon giderme trendindeki yükselmenin sürdürülebilir orman yönetimi, ağaçlandırma, orman yangını yönetimindeki iyileştirmeler ve yıllık tarlaların çok yıllık tarlalara ve meralara dönüştürülmesine bağlı olduğunu belirtti.

Ancak, Türkiye’nin LULUCF emisyon verilerinde hesaplama yöntemlerinden kaynaklanan belirsizlikler olduğunu da belirtelim. Yukarıdaki infografikte, LULUCF emisyonlarında 1991’de yaşanan ani değişikliğin arazi kullanımı CO2 veri kaynağının değiştirilmesine bağlıdır.

H7XF4M Forest in Ayvaz Denizli in Turkey

Ayvaz, Denizli’de bir orman, 2016. Foto: Murat Ceven/Alamy Stock Photo

Türkiye, Kyoto Protokolü’ne yürürlüğe girmesinden dört yıl sonra, 2009yılında taraf oldu. Kyoto Protokolü, özellikle gelişmiş ülkeleri, emisyonlarını azaltmaya mecbur kılıyor. Ancak, Türkiye emisyon azaltım taahüttünde bulunmayan tek taraf ülke olmaya devam ediyor. Türkiye, UNFCCC nezdinde 2020’den önceki dönemi kapsayan herhangi bir eylem sözüvermedi.

Türkiye 2015 yılında, Paris Anlaşması öncesinde, UNFCCC’ye bir iklim taahhütü (ulusal katkı beyanı – NDC) sundu. Türkiye Paris Anlaşması imzaladı ancak henüz resmi olarak onaylamadı ve Rusya hariç, onaylamayan tek G20 ülkesi. UNFCCC’ye taraf 195 ülkeden yalnızca 22’si henüz Paris Anlaşması’nı onaylamadı.

Türkiye emisyonlarındaki artışın devam etmesini bekliyor. Türkiye ulusal katkı beyanında, 2030 itibarıyla emisyonlarını, baz senaryo (BAU) üzerinden, en fazla “%21” oranında (LULUCF dahil) azaltacağı taahhütünde bulunuyor.

Ulusal katkı beyanına göre, BAU senaryoda Türkiye’nin emisyonları on yıl içinde yaklaşık üç kat artarak, 2012’de 430MtCO2e’den 2030’da 1,175MtCO2e’ye çıkacak. Dolayısıyla, Türkiye’nin Paris Anlaşması hedefi, emisyonları 2030 yılında 929MtCO2e’ye düşürüyor. Bu durumda, söz konusu emisyon miktarı 2012 seviyelerinden iki kat fazla ve Almanya’nın halihazırdaki emisyonlarının üzerinde olacak.

Türkiye, emisyonlarında mutlak azaltım yapmak bir yana, emisyonların tepe yapacağı ya da emisyon yoğunluğunun azaltılacağı herhangi bir hedef yıl belirtmiyor. Türkiye’nin koyduğu hedef, BAU senaryoda varsayılan yıllık %5 büyüme oranı pek gerçekçi bulunmadığı ve gerçek büyüme oranının %3.5’e daha yakın olacağı düşünüldüğü için, muhtemelen hiçbir azaltıma yol açmayacağından dolayı eleştirildi. Bir uzmana göre, referans senaryonun ve azaltım oranlarının belirlenme metodolojisi saydam değil.

Climate Action Tracker (CAT) Türkiye’nin Paris taahhütünü “kritik derecede yetersiz” olarak değerlendiriyor ve bu da taahhütün, Paris Anlaşması’nın ısınmayı, 1,5°C bir kenara, 2°C derecenin oldukça altında tutma hedefiyle bile hiç uyumlu olmadığı anlamına geliyor. CAT’ın derecelendirmesi, tüm ülke hedefleri Türkiye’ninki benzer olduğu bir senaryoda, ısınmanın 4°C derecenin üzerine çıkacağı anlamını taşıyor. CAT, ulusal katkı beyanında yer alan 230 hedefinin de 1990 seviyelerinden %348’lük bir artış teşkil ettiğini belirtiyor.

 

Türkiye, ulusal katkı beyanında 5,9 tCO2e/kişi olan 2012 kişi başı sera gazı emisyon miktarının “AB ve OECD ortalamalarının çok altında” olduğunu belirtiyor. (Postdam veritabanında farklı emisyon hesaplarına göre, bu miktar 2015’te 5,4tCO2e/kişi)

Ancak, BM tahminlerine göre Türkiye nüfusunun 2030 yılına kadar 10 milyon kişi kadar artacağı -ve Paris taahhütüne bağlı kalacağı- varsayıldığında, ülkenin kişi başı emisyon miktarı 2030 itibarıyla neredeyse iki kat artarak 10,5tCO2e’ye çıkacak. Bu da, bugünün 6,8tCO2e/kişi dünya ortalamasının çok üstünde olacak. Bu sırada, AB kişi başı emisyon miktarının 2030 itibarıyla yaklaşık olarak 6,4tCO2e’ye düşmesi bekleniyor.

Özel Koşullar

Türkiye, uzun yıllardan beri, UNFCCC nezdinde kendisine, özel ulusal koşullarına bağlı olarak, özel konumunun tanınmasını talep ediyor.

Türkiye, 1992’de OECD üyesi olduğu için, UNFCCC’de Ek-1 ve Ek-2 ülke gruplarına dahil edilmişti. Genellikle daha zengin ve daha gelişmiş olan bu ülkelerin, daha az sayıda yükümlülüğü olan “Ek Dışı 1” grubundaki gelişmekte olan ülkelerin aksine, iklim değişikliğiyle mücadelede başı çekmeleri bekleniyor.

Türkiye, aynı zamanda “Ek-2”ye de dahil edildiği için, teorik olarak emisyonlarını azaltmakla ve, bazıları kendinden zengin olan, “gelişmekte olan” ülkelere destek sağlamakla yükümlüydü.

Yıllar süren görüşmelerin ardından, 2001 yılında UNFCCC aldığı bir kararlaTürkiye’yi Ek-2’den çıkarttı ve tarafları Türkiye’nin “özel koşullarını tanımaya” davet etti. Böylece, Türkiye diğer Ek-1 ülkelerinden farklı bir konuma sahip oldu ve iklim finansmanı sağlama yükümlülüğü ortadan kalktı ve Türkiye’nin 2004 UNFCCC’ye katılmasının önünü açtı.

Ancak, Türkiye başka “farklılaştırmalar” için ısrarını devam ettirdi ve kişi başı emisyonlarının nispeten düşük ve iklim değişikliği sorumluluğunun nispeten daha az olduğunu ileri sürdü. (Türkiye’nin kişi başı emisyon miktarının yakın zamanda AB ortalamasını geçeceğini belirtelim.)

İklim finansmanı

Türkiye ulusal katkı beyanında uluslararası finansal destek de talep ediyor ve bunun emisyon azaltımı için temel önem taşıdığını belirtiyor.

Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylamak için Yeşil İklim Fonu’na (GCF) erişimi şart koyuyor. Geçen yıl, Erdoğan ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çıkma kararının, gelişmekte olan ülkelere söz verilen finansmanı tehlikeye soktuğu için, Türkiye’nin de anlaşmayı onaylamaya daha az meyilli olduğunu söyledi.

M85D6K Ecologically clean energy use in Turkey. Energy of sun

Çatı güneş panelleri, Alanya, Türkiye, 2018. Foto: Alexander Klenov/Alamy Stock Photo.

Ancak, Türkiye halihazırda birçok çok taraflı kalkınma bankası ve ikilikanallardan önemli miktarda finansmanın yanında, birçok finans kurumundan da teknoloji ve kapasite geliştirme için para alıyor.

Yakın zamanda yayınlanan bir rapora göre, Türkiye 2013 ve 2016 yılları arasında yılda ortalama 667 milyon euro ile, kendisinden daha kırılgan olan en az gelişmiş ülkeleri (LDC) de geride bırakarak, en fazla AB iklim finansmanı alan ülke oldu.

Aynı şekilde, geçen yıl Carbon Brief tarafından yayınlanan analiz de, Türkiye’nin 2013 ile 2016 yılları arasında Temiz Teknoloji Fonu (CTF) veKüresel Çevre Fonu (GEF) gibi kurumlardan 231 milyon ABD doları alarak, çok taraflı iklim fonlarında en çok finansman alan beşinci ülke olduğunu ortaya koymuştu. Türkiye’ye iklim konusunda destek almaya devam edeceğigüvencesi de verildi.

Kasım 2017’de Bonn’da yer alan en son iklim müzakerelerinde Türkiye delegasyonu, GCF’e erişim konusunda bir çözüme varılmadan Paris Anlaşmasını onaylamayacağını tekrar etti. Müzakereler sırasında Türkiye’nin GCF erişimi konusunda bir kez daha anlaşmaya varılamadı. Bunun nedeni olarak, G77/Çin bloku da dahil olmak üzere, büyük müzakere bloklarının GCF’nin gelişmekte olan ülkelere destek vermesi gerektiği konusundaki kaygıları gösterildi.

Kömür

Türkiye elektrik talebi hızla büyümekte ve aşağıdaki infografikte de görülebileceği üzere, elektrik sanayi sera gazı emisyonlarının bir numaralı kaynağı.

Türkiye enerji politikası, ekonomik büyüme için gerekli olduğunu öne sürdüğü ve yerli kömürle sağlandığı farz ettiği arz güvenliğinin üzerinde duruyor. Türkiye halihazırda ithal petrol ve gaza çok büyük ölçüde bağımlı. Yerli üretim ise çok kısıtlı. Bu durum, Türkiye’nin petrol ve gaz fiyatları dalgalanmalarına açık olduğu konusunda endişelere yol açtı. Türkiye, fosil yakıt ithalatında özellikle Rusya’ya bağımlı durumda.

Türkiye halihazırda kömürden 74 TWh elektrik üretiyor. Bu rakam toplam elektrik üretimin %28’sini teşkil ediyor ve 2004’teki 34 TWh’in neredeyse iki katı. 74 TWh’in yaklaşık yarısı ithal kömürle üretiliyor. Türkiye’nin1985 ve 2015 yılları arasında elektrik üretiminde kullandığı kaynaklar aşağıdaki grafikte görülebilir.

 

Türkiye elektrik üretimi kaynakları, 1985-2015. Kaynak: Kaynakların dağılımı için Dünya BankasıDünya Kalkınma Göstergeleri; Toplam elektrik üretimi değerleri için BP2017 Dünya Enerji İstatistik Değerlendirmesi. Grafik:Highchartskullanılarak Carbon Brief tarafından tasarlanmıştır.

Türkiye ulusal enerji politikası, yerli kömürü elektrik kapasitesinin arttırılmasında en tercih edilen yakıt haline getirmiştir. Türkiye’nin en sonstratejik planı elektrik üretiminde yerli kömür kullanımı, 2012 seviyelerine göre, neredeyse iki misli arttırma hedefi belirledi. Plan’da şu ifade yer almaktadır:

“Kömür, özellikle son dönemde temiz kömür teknolojilerinin de etkisiyle farklı bir yere oturarak daha fazla ilgi görmeye başlamıştır.”

Coal Swarm’a göre, halihazırda yaklaşık 18 GW kurulu gücünde faal kömürlü termik santrale sahip olan Türkiye dünyanın en büyük on üçüncü filosuna sahip. Bu filosunu önemli oranda büyütme niyetinde olan Türkiye’nin, 2023 itibarıyla toplam kömürlü termik santral kurulu gücühedefi 30 GW.

D9DYCX Oren thermal power plant Mugla Turkey

Ören kömürlü termik santrali, Muğla, Türkiye, 2013. Foto: Images & Stories / Alamy Stock Photo.

Coal Swarm’a göre, Türkiye’nin halihazırda planlama ya da inşaat aşamasında 43 GW kömürlü termik santral projesi bulunuyor. Bu durumda Türkiye, kömürde büyüme planları açısından, Çin, Hindistan ve Vietnam’dan sonra dördüncü sıraya yerleşiyor.

Ancak, bu 43 GW’ın sadece 1 GW’ının halihazırda inşaat halinde olduğunu ve tüm planlanan kömürlü termik santrallerin, kısmen yoğun itirazlarabağlı olarak, kurulmasının pek olası olmadığını da unutmamak gerekiyor. Su kesintileri de kömürlü termik santral faaliyetlerinin verimliliği ve güvenirliliğini azaltabilir.

Türkiye’nin büyük kömürlü termik santrallerinin öenmli kısmı sübvanseediliyor: Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü’nün (IISD) 2015raporundaki tahmine göre, 2013 yılında en az 730 milyon dolar değerinde kömür teşviki sağlandı.

Tahminlere göre, Türkiye yaklaşık olarak 6,000 Mtoe geri kazanılabilir kömür rezervine sahip ve bu da dünya toplamının %1’den azını teşkil ediyor. Son yıllarda Türkiye yeni kömür sahaları bulma ve mevcut olanları da geliştirme çalışmalarını yoğunlaştırdı. Türkiye kömürlü termik santrallerinde en çok kullanılan kömür türü linyit. Türkiye önümüzdeki yıllarda yerli linyit çıkarmak için birkaç yeni kömür madenini faaliyete sokmayı planlıyor.

Batı Karadeniz’de bir kömür madeni, 2015. Foto: Hackenberg-Photo-Cologne/Alamy Stock Photo.

Türkiye, aynı zamanda, küresel enerji sistemi içerisinde kendine bir konum edinmek için harekete geçti. Üç yıllık inşaat sürecinin ardından, Azerbaycan gazını Gürcistan üzerinden Türkiye ve Avrupa’ya taşıyacak olan, Trans-Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı’nın (TANAP) 2018 yazında tamamlanması bekleniyor. TANAP’dan önce 2007 yılında Türkiye ve Yunanistan arasında bir doğal gaz boru hattı açılmıştı. Hükümet, TANAP’ın Türkiye’nin bölgesel enerji merkezi rolünü güçlendirmesini bekliyor.

Yenilenebilir Enerji

Avrupa’nın en büyük yenilenebilir enerji potansiyeline sahip ülkelerinden Türkiye’nin, özellikle rüzgar ve jeotermalde ayrıcalıklı bir konuma sahip. Ancak, alttaki enerji üretim grafiğinde de görüldüğü üzere, hidroelektrik hariç tutulduğunda, 2015’te Türkiye elektrik ihtiyacının sadece yaklaşık %6’sının yenilenebilir kaynaklardan elde etti.

Yenilenebilir enerji kurulu gücünü arttırma niyetinin belirtildiği ulusal katkı beyanında, Türkiye 2030 itibarıyla güneş enerjisi kurulu gücünün 10 GW’a ve rüzgar enerjisi kurulu gücünün 16 GW’a çıkarılmasını hedeflediğini belirtiliyor. (2017’de Türkiye’nin güneş kurulu gücü 3,4 GW ve rüzgar kurulu gücü 6,5 GW olarak gerçekleşti. Türkiye’nin sadece 2017 yılında 2,6 GW güneş enerjisi kurulu gücü eklediği düşünüldüğünde, bu büyüme hızı devam ettiği takdirde 2030 hedefini üç yıl içinde gerçekleştirebileceği görülüyor.)

Ancak, Türkiye’nin 2014 Yenilenebilir Enerji Eylem Planı 2023 itibarıyla 20 GW rüzgar kurulu gücü hedefi koymuştu. Buna bağlı olarak ulusal katkı beyanında yer verilen rüzgar hedefi “iddia düzeyinde net ve önemli bir azalma” olarak değerlendirildi.

KHDDRH Unidentified people wait for sunset and wind tribunes on the background.Bozcaada,Turkey:21 August,2017

Rüzgar türbinleri önünde gün batımını bekleyen insanlar, Bozcaada, Türkiye, 21 Ağustos 2017. Foto: İsa Özdere/Alamy Stock Photo.

Türkiye ulusal katkı beyanında “hidroelektrik potansiyelinin tamamını” kullanmak istediğini belirtiyor. 2015’te Türkiye’nin elektrik üretiminin %26’sını karşılayan hidroelektrik, halihazırda ülkenin elektrik üretiminde önemli bir rol oynuyor. Her ne kadar ulusal katkı beyanında söz edilmese bile, 2014 planında da toplam yenilenebilir kurulu gücünü 61 GW’a, hidroelektrik kurulu gücünün 2023 itibarıyla 34 GW’a çıkarılması hedefi belirlenmişti. (Bu rakam 39 GW’lık mevcut kurulu güç ile karşılaştırılabilir.)

Hidroelektriğin Türkiye’nin enerji karmasındaki hakim rolünü eleştirenler, sel, tarım arazisi kaybı ve çevresel adaletsizlik gibi muhtemel dezavantajlarına işaret ediyor. Küresel ısı artışına bağlı kuraklığın da hidroelektrik üretimini olumsuz etkilemesi bekleniyor.

Türkiye, diğer bir raporda, Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması’nı (YEKDEM) devam ettirmeyi planladığını ve elektrik üretimine uygun ek jeotermal alan potansiyelini araştırmak üzere planlama başlattığını belirtiyor.

IISD araştırması ise Türkiye’nin şimdiden, dışsallıklar dahil edildiğinde, kıyı rüzgar ve güneş enerjisiyle kömürden daha ucuz elektrik üretebileceğini ortaya koyuyor.

Öte yandan, WWF-Türkiye ve Bloomberg New Energy Finance’in (BNEF)birlikte hazırladıkları bir rapor, Türkiye’nin rüzgar, güneş ve hidrolektrik enerjisini arttırarak, emisyon ve hava kirliliğin azaltılmasına bağlı faydalar hesaba katılmadan bile, enerji talebini kömürdeki planladığı büyümeyle aynı maliyete karşılayabileceğini ortaya koydu. Rapor aynı zamanda, Türkiye’nin 2030 enerji talebinin, ekonomi ve enerji verimliliğinde beklenilen değişikliklere bağlı olarak, hükümetin beklediğinden %25 daha az olabileceğini de ortaya koydu

2014 Eylem Planı’nda ulaşımda yenilenebilir enerji kullanımının 2023 itibarıyla, halihazırdaki payı olan %1’den %10’a çıkarılması öngörüldü.

Nükleer

Her ne kadar halihazırda Türkiye’de faal bir nükleer enerji santrali olmasa bile, nükleer enerji Türkiye enerji politikasının bir diğer önemli konusunu teşkil ediyor. Türkiye 2015 ulusal katkı beyanında 2030 itibarıyla bir nükleer santrali hizmete sokacağına vurgu yaparken, daha yakın zamanda yayınlanan planlarda ise Türkiye’de 2023 itibarıyla iki nükleer santralin faaliyete geçeceği, bir üçüncünün de inşaat aşamasında olacağı belirtildi.

Bu nükleer santrallerden ilki, 4,8 GW’lık Akdeniz kıyı şeridinde kurulacak olan Akkuyu nükleer santralinin 2019 itibarıyla tamamıyla operasyonel olması bekleniyordu. Ancak, bugüne kadar birçok gecikme yaşayan santralin 2023 açılış hedefi de gerçekleştirilemeyebilir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin (sağda) ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (solda), videokonferansla katıldıkları Akkuyu nükleer santralinin ilk reaktör inşaatı açılışında el sıkışırken, 3 Nisan 2017. Foto: ITAR-TASS News Agency/Alamy Live News.

Rus yüklenici Rosatom’un bu ayın başında inşaat lisansı almasına rağmen maliyetleri bölüşecek bir ortak bulmakta zorlandığı ve yine bu ay başında dört adet 1,2 GW’lık ünitenin ilkinin inşaatına başlandığı belirtiliyor.

Karadeniz’de kurulacak olan ve konsorsiyumun başında Japonya’nın olduğu 4,5 GW’lık Sinop nükleer santralinde ise maliyetler artışa geçti. Üçüncü santralin ise Kırklareli’nde yapılması planlandığı iletiliyor.

İklim yasaları

Her ne kadar Türkiye iklim değişikliğini kamu politikasında nispeten erken tarihte kurumsallaştırmış olsa bile, hedeflerinin iddia düzeyi düşük kalmaya devam ediyor.

Türkiye 2005 yılında, Yenilenebilir Enerji Yasası’nı yürürlüğe soktu. Yasada, 2023 itibarıyla elektriğinin %30’nu yenilebilir kaynaklardan (hidroelektrik dahil) elde edilmesi hedefleniyordu. Ancak, aşağıdaki elektrik tüketim grafiğinde de görüldüğü üzere, Türkiye bu hedefe 2015 yılında ulaştı.

Yasa, yenilenebilir enerji kaynakları için alım garantisi belirledi ve enerji tedarikçilerinin toplam alımlarının belirli bir miktarını lisanslı yenilenebilir enerji üreticilerinden satın alması şartı koşuyor. Yasa aynı zamanda şebeke operatörlerinin yenilenebilir enerji üreticilerine erişim sağlamasını da şart koşuyor.

2007 tarihli bir yasa jeotermal enerji üretimi ve tüketimini 10 kat arttırma hedefi belirlerken, 2013 Elektrik Piyasası Yasası ise 2030’a kadar yenilenebilir enerji kaynaklarına yeni vergi indirimleri getirdi.

2010 yılında Türkiye, 2020’ye kadar olan süreyi kapsayan İklim Değişikliği Stratejisi’ni yayımladı. Bu stratejide Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele vizyonu ve “düşük karbonlu ekonomiye geçiş” iddiasının ana hatları, ve enerji, sanayi, ulaşım, atık ve arazi kullanımı değişikliklerinden kaynaklanan emisyonların azaltım politikaları açıklandı. Stratejide, 2023 itibarıyla yenilenebilir enerjinin elektrik üretiminin %30’unu teşkil etmesi hedefi tekrarlandı ve 2030’a kadar elektrikten kaynaklanan emisyon miktarının %7 oranında azaltılması hedefi belirlendi.

2011’de yayımlanan İklim Değişikliği Eylem Planı, iklim değişikliyle mücadele için kısa, orta ve uzun vadeli planlar içeriyordu. Eylem Planı’nda tarımsal ormancılık faaliyetlerinde depolanan karbon miktarının arttırılması için, 2007 seviyesi baz alınarak, 2020 itibarıyla %10’luk bir artış hedefi belirlendi.

Türkiye’nin 2018 Enerji Verimliliği Eylem Planı birincil enerji tüketimini 2023’e kadar 24 MToe kadar azaltmayı hedefliyor. Bu azaltımın, her ne kadar belirtilmemiş olsa da, baz senaryo üzerinden olması muhtemel. Stratejide konut, ulaşım, enerji ve tarım sektörleri de dahil olmak üzere, birçok sektörde 11 milyar ABD doları değerinde enerji tasarrufu yapılacağı taahhüt ediliyor. Türkiye, 2007 ve 2012 yıllarında da enerji verimliliği yasaları çıkarmıştı.

Öte yandan, hükümet yeni kömürlü termik santrallerin çevre yönetmeliklerinden muaf tutulmaları için bir yasa hazırlığı içinde. IASS’nın 2016 raporuna göre, benzer bir girişim daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından red edilmişti. Raporda, siyasilerin fosil yakıt odaklı söylemleri ve uzun dönemli planlama eksikliğinin, yatırımcılar açısından,sürdürülebilir enerji sektörünün cazibesini azalttığına dikkat çekiliyor.

Piyasa temelli araçlar

Türkiye, piyasa temelli araçları iklim politikasının kilit unsurlarından biri olarak görüyor. Ulusal Katkı Beyanı’nda Türkiye’nin “2030 hedefleri için uluslararası piyasa mekanizmalarının karbon kredilerini kullanmayı hedeflediği” belirtiliyor. Ancak, kimi uzmanlara göre, karbon piyasaları kullanımı Türkiye’nin emisyonlarının bir kısmını diğer gelişmekte olan ülkelere ihraç etmesi riskine yol açabilir.

Türkiye şu ana kadar sadece gönüllü karbon piyasalarında faaliyet gösterdi. Türkiye 2017 yılında 2 milyon ABD doları bedelinde (1,9 MtCO2e) ticaret gerçekleştirerek, en fazla karbon ticareti yapan ülkeler listesinde altıncı sırada yer aldı. 1,9 MtCO2e Türkiye’nin yıllık emisyon miktarının %1’nin yarısından azına denk geliyor.

Ancak, Türkiye 2012 yılında emisyon bildirimi sistemi zorunluluğu için yeni bir yönetmelik çerçevesi oluşturdu. Bu, resmi emisyon ticareti sistemi (ETS) yolunda atılan bir adım. Emisyon takibi 2015 yılında başladı ve Türkiye geçen yıl ilk zorunlu emisyon bildirimi yılını doldurdu. Türkiye’nin AB üyeliği adaylığı, AB ETS kurallarına uyması gerekeceği anlamına geliyor ve emisyon bildirim mevzuatı da bu yolda önemli bir adım.

İklim değişikliği etkileri ve uyum

Türkiye, insan kaynaklı iklim değişikliğinin sebep olacağı kuraklığın önemli derecede hissedileceği Akdeniz havzasının doğusunda yer alıyor. Kısa süre önce yayınlanan bir araştırmaya göre, başta su stresi arttıkça verimsizlik riski de artan sulu üretim olmak üzere, tarım ve gıda üretimi yoğun biçimde etkilenecek.

A Vineyard near Teos, Turkey with grapes that have shrivelled up in the drought like conditions, 2009. Credit: Global Warming Images / Alamy Stock Photo. BEWPHK

Teos antik kenti yakınlarındaki bir bağda kuraklıktan etkilenen üzümler, 2009. Foto: Global Warming Images/Alamy Stock Photo.

Her ne kadar küresel ısınma 2°C derece ile sınırlı olsa bile, bu bölgenin, özellikle de yaz aylarında, aşırı sıcaklardan etkilenmesi bekleniyor. Isınmanın artan çölleşmeye yol açması ve insan vücudunu hem doğrudan, hem de gıda ve su kaynakları gibi, dolaylı yollardan etkilemesi bekleniyor.

Türkiye’nin UNFCCC’ye sunduğu Beşinci Ulusal Bildirimi, ülkenin su stresi, orman yangınları ve iklim değişikliğinin, sıcak hava dalgaları ve vektör aracılı hastalıklar gibi, insan sağlığına etkileri karşısındaki kırılganlığının altını çiziyor. Bildirim’de, sahil bölgelerinde nüfus yoğunluğunun ülkenin geri kalanından iki kat fazla olduğu ve buna bağlı olarak Türkiye’nin deniz seviyelerinin yükselmesine karşı da kırılgan olduğu da yer alıyor.

2013 yılında OECD’nin yayınladığı bir raporda, artan yaz sıcaklıkları, Batı kesimde azalan kış yağmurları ve Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde son yüz yılda deniz seviyelerinde 12 cm’lik bir yükseliş belgelendi. 2016 tarihli bir diğer çalışma ise, 1981 ve 2010 yılları arasında orta ve güneybatı kesimlerinde kurak alanların yaygınlaştığını ve kuzeydoğuda yağmur miktarında artış olduğunu ortaya koydu.

Türkiye Ulusal Katkı Beyanı’nda uyum konusuna çok az değiniliyor ve Türkiye henüz Ulusal Uyum Planı’nı UNFCCC’ye sunmadı. Ancak, Türkiye 2005 yılında iklim değişikliğine bağlı olarak bozulma riski taşıyan bölgelerde uyum ve toprak koruma konusunda bir yasa çıkardı. Türkiye’nin 2010 İklim Değişikliği Stratejisi ve 2011 tarihli İklim Değişikliği Eylem Planı’nda da, özellikle su kaynakları yönetimi konularında, iklim değişikliği uyum politikaları geliştirildi.

Enerji tüketimi verileri BP 2017 Dünya Enerji İstatistik Değerlendirmesi’nden alınmıştır. 2015 kişi başı sera gazı emisyonları, Postdam İklim Değişikliği Etkileri Araştırmaları Enstitüsü (PIK) LULUCF dahil emisyon verileri ile Dünya Bankası nüfus verilerinin bir araya getirilmesiyle elde edilmiştir. PIK veri tabanı, Türkiye’nin (LULUCF dahil) dünyanın en büyük sera gazı emisyonuna sahip ülkesi olduğunu göstermektedir. Türkiye’nin 2025’e kadar emisyonlarını, 2005 seviyeleri baz alınarak, %37 oranında azaltacağı taahhütü, 2015’te BM’ye sunduğuUlusal Katkı Beyanı’ndan alınmıştır.

Sektörel emisyonları gösteren grafik iki veri tabanı kullanılarak hazırlanmıştı. Metan (CH4), azot oksit (N2O) ve flüorlu gazlar LULUCF dahil tüm sektörleri kapsamaktadır ve PIK veri tabanından alınmıştır. LULUCF CO2 değerleri de PIK veri tabanından alınmıştır.

Diğer değerler, OpenClimateData sitesinden indirilen EDGAR CO2 emisyon veri tabanından alınmıştır. EDGAR kategori tanımları: Binalar (sanayi dışı sabit emisyon: konut ve ticari yakma işlemleri dahil); Ulaşım (mobil yakma işlemleri: yol, demiryolu, gemicilik ve havacılık); Yanma dışı (sanayi süreç emisyonları ve tarım ve atık); Sanayi (elektrik ve ısıtma üretimi haricindeki, sanayi imalat ve yakıt üretimi dahil, sanayi sektöründeki yakma); Elektrik ve Isıtma (elektrik ve ısıtma santralleri).

The Carbon Brief Profile: Turkey” orjinalinden çeviren Ayşe Bereket.

Paylaş:

Havadan Yakıt

Bu gördüğünüz şişenin içinde ki yeni nesil bir yakıt. Bu yakıt havadaki karbondioksitten ve hidrojenden yapıldı. Ve bu yakıtın, iklim değişikliğine karşı mücadelede biz insanoğluna karşı yardımcı olacağını umuyoruz. Neden mi? Gelin kısaca açıklamaya çalışalım;

Alternatif yakıtlar doğamızı koruyabilir.

Bir benzin istasyonuna gittiğinizde normal veya karbonsuz yakıt arasında seçim yapabileceksiniz. Aynı günümüzde de yaptığınız dizel veya benzin tercihi yaptığınız gibi.

Kanadalı şirket olan Carbon Engineering şirketi, havada bulunan karbondioksiti (CO2) emerek ve emdiği bu karbondioksiti suda ki hidrojenle birleştirerek yeni nesil sıvı bir yakıt üretmeyi başardı. Bu iki taraftan da muazzam bir mühendislik çalışmasıdır. Bu yakıtı kullandığınızda havaya salınacak karbondioskit miktarı kadar karbondioksit zaten bu yakıtın üretimi esnasında havadan emilmiş oluyor.

Bu sebeple hem karbon temelli geleneksel bir yakıt kullanıyorsunuz ama hem de sıfır emisyon yaymış oluyorsunuz. Nasıl biraz kafa karıştırıcı değil mi?

Aşağıda ki şekille açıklamaya çalışalım;

Karbon yakalama neden önemlidir?

Şimdiye kadar, CO2 gideriminin maliyeti veya “doğrudan havadan CO2 yakalama” olarak bilinen şeyin ton başına en az 600 $ olduğu düşünülüyordu. Bu, atmosferden büyük miktarlarda CO2 emilmesinde yüksek maliyetler oluşturuyordu. Her yıl dünya çapında, 40 milyar ton CO2’ye yakın fosil yakıt yakılıyor. Bununla birlikte, küresel ısınmayı 2 derece indirmek için Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre “negatif emisyon” yapılması gerekmektedir.

Peki bu yeni nesil yakıt nasıl yapılıyor?

Yine de, ton başına 100 $ ‘da bile, şu anda yeterli CO2 alıcısı yok. Bu yüzden şirket karbon nötr bir yakıt yapmaya karar verdi. Karbon Mühendisliği CEO’su Steve Oldham; “Yakalanan CO2, suyun elektrolizi yoluyla yapılan hidrojen ile birleştirilir. Süreç çok fazla elektrik gerektirirken, Squamish’teki pilot tesis yenilenebilir enerji kullanır. Elde edilen sentetik yakıt, benzin, dizel veya jet yakıtı olarak kendi başına karıştırılabilir veya kullanılabilir. Yandığında, buna karışan aynı miktarda CO2 havaya yayılır, dolayısıyla karbon nötrdür.” dedi.

Şirket şimdilerde günde 200 varil karbon nötr olan bu yakıttan üretebilmek için daha büyük ve yeni bir tesis inşa ediyor.

Umarım üretim maliyetleri düşer ve bu tarz tesisler artarak en azından havaya salınan karbon miktarını yavaşlatabiliriz.

http://carbonengineering.com/

Paylaş:

Plastik atıklar tehditin ötesine geçmeye devam ediyor

Thailand’s Department of Marine and Coastal Resources/Social Media—Reuters

Tayland’da bir balinanın 80’den fazla plastik poşet ve diğer çöpleri yedikten sonra öldüğü belirlendi.

Tayland Deniz ve Kıyı Kaynakları Bölümü yetkililerine göre, Tayland’ın güneyindeki bir kanalda geçen Pazartesi günü ölmek üzere olan bir balina bulundu. Bir veteriner ekibi balinayı kurtardı ve AFP’ye göre “hastalığını stabilize etmeye” çalıştı, ancak beş plastik poşeti kusmasıyla birlikte öldü. Ekibin açıkladığı otopsi raporuna göre balinanın karnından 8 kg daha ek plastik çöp çıkardığını söyledi.

Reuters’in bildirdiğine göre ekip şefi, balinanın plastik poşetleri gıdayla karıştırdığını, ancak hastalandığını ve yemek için avlanamadığını teorileştirdi.

Balina, okyanus kirliliğinin son zamanlardaki tek kaybı değil; Nisan ayında, 33 metrelik bir başka balina, İspanyol plajında ​​ölü bulundu. Bu balinanın sindirim sisteminde de 30kg’dan fazla plastik çöp tespit edildi.

U.N. Çevre Programına göre, dünya çapında, her yıl okyanuslarda 8 milyon ton plastik atık bulunmakta ve tüm okyanus çöplerinin % 80’ini oluşturmaktadır. Bir başka çalışma, Büyük Okyanus Çölü olarak bilinen Pasifik Okyanusu’ndaki 1,8 trilyon çöplükten oluşan bir çöp adasının, önceden düşünülenden 16 kat daha büyük olabileceğini keşfetti.

Pasifik Okyanusunda ki atık kıtası
Pasifik Okyanusunda ki atık kıtasının diğer kıtalara kıyasla ne kadar büyük olduğunu görüyorsunuz.

Tayland, her yıl kıyılarından yüzlerce deniz canlısını öldürdüğüne inanılan en büyük plastik poşet tüketicilerinden biri. Geçtiğimiz Mayıs ayında Tayland hükümeti, tek kullanımlık plastik alışveriş poşetleri üzerinde vergi düşünüldüğünü ve  plastik atıkları azaltmak için biyolojik olarak parçalanabilir alternatifler üzerinde çalıştıklarını dile getirdi.

Bu konuyla ilgili olarak geçen hafta farklı bir bakış açısını yansıtan bir yazıyı paylaştık. İlginizi çekebilir: Plastik kullanımı yasaklamamalıyız!

Paylaş:

Plastik kullanımını yasaklamamalıyız!

İnsanlığın plastikle ilişkisi şizofreniktir.

Modern yaşamın hemen her alanında, su şişelerinden uçağa kadar plastikler hayatımızın tam merkezindedir. Plastikler olmadan, hayatlarımız aynı kalitede ve kolaylıkta olmazdı. Bununla birlikte, kullandığımız plastiklerin atık haline geçmesiyle, sokaklarımızda, nehirlerimizde ve hatta okyanuslarda ki canlıların bünyelerinde rastlar hale geldik. Bilim adamları 30 yıl içinde okyanuslarda balıktan daha fazla plastik atıkların yer alacağını öngörüyorlar. Bu öngörü elbette çok ürkütücü. Çünkü hiçbir plastik okyanuslara karıştıktan sonra sonsuza kadar orada kalmaz. Bunu düşünmek aptallık olur. Balıklar veya diğer canlılar tarafından yenen plastikler büyük hasarlara yol açarak onları yiyen canlıların bedenlerinde yol almaya ve zarar vermeye devam eder.

Çevrecilerin birçoğu ise plastiklerin yasaklanması için çağrılarda bulunuyorlar. Yasaklanması talebinin temelinde plastiklerin doğada uzun süre bozulmadan kalabiliyor olması. Aslında işte tam da bu yüzden plastikler muazzam ve değerli varlıklar değil mi!

Düşünsenize, 500 yıl yok olmayacak bir malzeme gerçekten de değerlidir. Onu neredeyse sonsuz kez yeniden kullanabilirsiniz. Dolayısıyla asıl sorun plastiğin kendisi veya atığı değil. Plastiğin sorumsuzca kullanılması ve kullanıldıktan sonra yine sorumsuz şekilde doğaya terk edilmesi, yeniden kullanılmaması.

Dünya nüfusunun sürekli artması, buna paralel olarak tüketimin de artması sürecinde sonsuz kez yeniden kullanılabilen bu plastik malzemelerin varlığı biz insanoğlu için aslında çok büyük bir şans.

Asıl çözüm plastiği yasaklamak değil, plastikleri sorumlu şekilde kullanmak ve yine kullanılan plastiklerin geri dönüştürülmesini sağlamak.

İşte bu noktada yani plastiğin geri dönüştürülmesinde dikkat edilmesi gereken asıl nokta plastik geri dönüşümünün karmaşık bir konu olmasıdır. Çünkü plastiklerin kalite tipleri vardır. Bu kalite tiplerine göre bazıları ticari olarak geri dönüştürülebilir plastik tipine girmemektedir. İşte bu farklı tip kalitede ki plastikleri toplama, ayırma ve geri dönüştürülemediği için bertarafı ile ilgili çalışmaların ve sosyal farkındalığın arttırılması önem kazanmaktadır.

Plastiklerin geri dönüşüm sürecini hızlandırmak ve ticarileştirmek için kapsamlı bir yasal ve politika çerçevesi oluşturulmalıdır. Sorumlu kullanım ve geri dönüşüm hakkında gerekli sosyal farkındalığı arttırmak plastik endüstrisinin sorumluluğundadır. İnsanlara plastiğin değerli olduğunu gösterebilirsek, herhangi bir yere plastik atık bulamazsınız.

Dünya Çevre Günü 2018’in ev sahibi olan Hindistan, tek kullanımlık plastiği ortadan kaldırarak örnek teşkil etmektedir. Yasanın sıkı uygulanması burada kilit konu. Eğer Hindistan, Çin, ABD ve AB de dahil olmak üzere dünyanın en büyük güçleri bu yasağı bir politika düzeyinde ortaya koyarsa, dünyanın geri kalanına da kolayca yerleşecektir.

İnsanlık, mevcut karbon ayak izimiz göz önüne alındığında, her şeyi yeniden kullanmanın ve geri dönüştürmenin en önemli şey olduğunun farkına varmalıdır. Şu anda ekolojik kaygıları yerine getirme yükümlülüğü olarak düşünüyoruz. Fakat plastik kullanımını azaltmak bir yükümlülük değildir – yaşamlarımız onlara bağlıdır. Dünyayı korumak, kendimiz için iyi bir yaşam ortamı oluşturmaktan farklı değildir. Çünkü hayatlarımız entegre şekilde birbirine bağlıdır. İyi bir dünya olmadan iyi bir yaşam da olamaz.

Kalkınma ve ekonomi hakkındaki fikirlerimiz ve bakış açılarımız bizi bu gerçeklikten uzaklaştırdı. Yaşam ve dünya hakkında sahip olduğumuz hayali sonuçların artık işe yaramadığını anlamanın zamanı geldi. Daha olgun düşünebilmeli ve daha doğru şeyler yapmalıyız. Bu olgunluk iş, endüstri ve devletten gelmelidir.

Yaşamlarımızda, zaten yapamadığımız şeyi yapmazsak, bu bir problem olmaz ama yapabileceklerimizi yapmazsak, işte bu bir problemdir.

Yapabileceklerinizi gerçekten yapabilmeniz dileğiyle.

World Economic Forum sitesinde ki Sadhguru tarafından yazılan bu yazıdan yararlanılmıştır. 

Paylaş: