Dünyada ki en kalabalık canlı türü

İnsanoğlu, dünya üzerinde ki tüm canlı yaşamını dikkate aldığımızda sayı bakımından önemsiz ama diğer canlılar üzerinde baskı kurması bakımından bakıldığında ise en baskınıdır.

Neden mi böyle yazdım? Çünkü güncel bir araştırmaya göre dünya üzerinde ki 7.6 milyar insan yine dünya üzerinde ki tüm canlı sayısının sadece % 0.01’ini karşılık geliyor.

Ve bu %0.01’lik kesim medeniyetin ortaya çıkmasından bu yana diğer tüm canlı türlerinin %83’ünün kaybına neden olmuştur. Düşünebiliyor musunuz, %0.01 > %83

Şimdi aklınızda diğer %’lik dilimleri nelerin oluşturduğunu ve bu detaylandırmanın nasıl oluştuğunu merak ediyorsanız okumaya devam edebilirsiniz.

Her canlı sınıfının dünya üzerinde ki varlık yoğunluğunu yeniden sorgulamamızı sağlayan araştırmaya göre tüm canlıların %13’lük kısmını insan yaşamında da önemli bir yer tutan bakteriler oluşturuyor. Fakat bitkiler tüm canlıların %83’lük gibi en büyük kısmını oluşturarak diğer tüm canlı nüfusunun en büyük kısmını oluşturmakta.

İnsan dışında yer alan diğer canlılar olan böceklerden mantara ve balıklara kadar olan diğer tüm canlılar ise biyokütlenin %5’ini oluşturuyor.

Detaylara inildiğinde çok enteresan sonuçlar karşımıza çıkıyor. Örneğin kuş türlerinin dağılımına baktığımızda doğada bulunan kuşların toplam kuş nüfusuna oranı sadece %30. Diğer geri kalan %70’lik kısım ise çiftlik tavukları oluşturuyor. Dünyada ki memelilerin nüfus dağılımına baktığımızda ise %60’ı sığırlar ve binek hayvanları oluştururken, bunu %36 ile insanlar, %4’ü ise vahşi hayvanlar oluşturuyor.

Araştırmayı yapan ekip bu durumun oldukça şaşırtıcı olduğunu dile getirdi. Çünkü yaban hayatı anlatan veya diğer belgesellerde hep kuş sürülerini görürdük ve bu sürüler çok ama çok kalabalık görünürdü bizlere. Ama yapılan bu araştırma neticesinde kuş nüfusunun çoğunluğunu çiftlik tavuklarının oluşturduğunu görmemiz bizleri de çok şaşırttı.

Çiftliklerin yapımı için doğal olarak birçok ağaç sahası ve yabani habitat yok ediliyor. Dünya tarihine bakıldığında 4 milyar yıllık bu sürecin sonunda kitlesel yok oluşların başlangıcının bu gibi adımlar olduğu düşünülüyor. Dünya’da ki hayvanların yarısının son 50 yılda kaybolduğu düşünülüyor.

Sanayi devriminin de bu oranlarda etkili olduğu yadsınamaz fakat okyanuslarda ki üç yüz yıl boyunca süren balina avcılığı sebebiyle şu an balina nüfusunun %80 azaldığını söylemek mümkün.

Kitaplarda çocuklarımıza anlattığımız dünyanın aslında hiç gerçekçi olmadığını nasıl söyleyeceğiz bilemiyorum. Çocuk kitaplarında genellikle bir aslanın yanında bir zürafa, onun yanında bir fil veya zebra vardır. Ama eğer daha gerçekçi olmamız gerekirse bu kitaplarda inek, bir inek daha, bir inek daha ve bu ineklerin yanında tavuk, bir tavuk daha ve birkaç tavuk daha olması gerekirdi. Kulağa ne kadar da kötü geliyor değil mi?

İnsanoğlunun dünya üzerinde ki etkilerinin muazzam boyutlarda olduğunu biliyorduk ama bu rakamlar gerçekten tüm düşüncelerimizi bambaşka bir boyuta çıkardı. Bu canlı türlerinin nüfuslarına insanların yaptığı diyetlerin de çok etkili olduğu yapılan araştırmalarda karşımıza çıkıyor.

Sizin de aklınızda aynı soru var değil mi? Bu araştırmacılar bu oranları nasıl hesapladılar?

Elbette son teknolojiyi kullanarak. Büyük alanları tarayabilen uydu uzaktan algılama sistemleri ve bunlarla paralel çalışan mikroskobik gen dizilimini çözebilen yazılımlar başta olmak üzere birçok kaynaktan aldıkları verileri kullandılar.

Bir organizmanın sınıfı ve biyokütlesi değerlendirerek işe başladılar. Daha sonra dünya çapında bu organizmaların hangi ortamlarda yaşayabileceğini belirlediler. Bu belirlemede karbonu anahtar ölçü olarak kullandılar. Sonuçta 550 milyar ton element içeriğini tespit ettiler. Bundan sonrası ise daha kolaydı çünkü tüm bu elementleri canlılara göre oranlamak kalmıştı.

Paylaş:

Mustafa Kurt

Bu yazıyla ilgili sen ne düşünüyorsun?