Küresel ısınma aşırı yağmur ve sele nasıl sebep olabilir?

“Artık bahar diye bir şey kalmadı. Yazdan kışa geçtik,”, “Şubat’ta hava niye bu kadar sıcak?”, “Ekim’de hava niye bu kadar soğuk?”, “Aşırı soğuk hava dalgası,”, “Aşırı sıcak hava dalgası,”, “İki aylık yağmur bir günde yağdı,”, “Tarlaya ekin attık, ancak bu yıl da yağış yok. Eğer bir ay daha böyle kuraklık devam ederse…” Bu cümleleri duymaya alıştık değil mi?

32524324-1024x640

10 gün arayla İstanbul’da yaşanan aşırı yağış ve fırtınanın ardından konuyla ilgili yazılan yazıları araştırıyorum. Karşıma 6 yıl önce yazılan kısa, açık, anlaşılır bu yazı çıktı. Evet 6 yıl önce yazılmış ve daha dün gibi geçerliliğini ne yazık ki koruyor. Fakat bu durum karşısında ne yazık ki ülke olarak da, bireysel olarak da bir şey yapmıyoruz. Şikayet çok ediyoruz ama daha yanımızda ki en iyi arkadaşımızı, komşumuzu uyarmıyoruz, uyaramıyoruz! Dilerim daha geç olmadan en azından bireysel olarak da adımlar atabiliriz.

Şimdi sizi Anıl Bilge tarafından yazılan yazıyla baş başa bırakıyorum.

 

Ya da şöyle soruları sağda solda okumak, sohbet esnasında duymak mümkün: “E hani küresel ısınma vardı, kış niye bu kadar soğuk geçiyor?” ya da “Hani kuraklık vardı, bu sel nereden çıktı?” Çıktı. Çıkar. Çünkü küresel ısınma sadece Dünya’nın ortalama sıcaklığının yükselmesi olayını anlatıyor olabilir ama sonucu olan iklim değişimi bir sıcaklık artışından çok daha fazla şeyi içeriyor.

Aşırı hava olayları iklimbilimcilerin küresel ısınma veya iklim değişimi ile beraber dikkat etmeye başladıkları bir şey değil. Bu olayların tarih boyunca pek çok kaydı var ama bunlar nadirdir. Çoğunlukla Dünya ikliminin bilinen bazı fenomenlerine bağlıdırlar, mesela meşhur El Niño ve La Niña gibi.

Sorun şu ki aşırı hava olaylarının sayısında artış var. Hem de öyle basit bir artış değil. Hepimiz bunun farkındayız, son zamanlardaki arkası kesilmeyen aşırı yağışlar ve sel felaketleri aklımıza ilk gelenler olacaktır. Sadece son iki yılda Dünya’da olanları hatırlayalım.

2010 yılında Doğu Avrupa ve Rusya’nın 2 milyon kilometrekarelik bir alanı son 500 yılın en yüksek sıcaklıklarına maruz kaldı, 1 milyon hektarlık bir alan kuraklığın sebep olduğu yangınlarda kül oldu. Haftalarca süren normalin 6 – 13 derece üstündeki sıcaklıklar yüzünden 50000 (evet elli bin!) kişi hayatını kaybetti. Moskova’da 38,2 derece sıcaklık ölçüldü.

2011’de ise bir mega-sıcak hava dalgası için sıra Batı Avrupa’daydı; Fransa, İsviçre ve Almanya dahil 16 ülke şiddetli bir kuraklık yaşadı. Sebep olarak Pasifik Okyanusu’nun ekvatora yakın bölgesinde oluşan, hala tam olarak anlaşılamamış ısınma ve soğuma olayları olan El Niño ve La Niña gösterildi. Avrupa bahar aylarında aldığı normal yağış miktarının yarısını alabildi, nehirler kurudu ve soğutma için nehir suyuna ihtiyaç duyan nükleer santraller kapanma noktasına geldi, tekneler karaya oturdu. Ama Haziran’ın ilk haftası içinde büyük kuraklık aniden bitti ve özellikle Almanya ve Fransa’da şiddetli fırtınalar ve seller caddeleri adeta nehirlere çevirdi.

2011’in esas dehşet hikayeleri Avustralya, Çin ve Güney ABD’den geldi. Aralık ve Ocak ayları boyunca Avustralya’da Almanya ve Fransa’nın toplamı kadar alan ülke tarihinin en büyük sel felaketini yaşayarak sular altında kaldı. Bunun Avustralya ekonomisine verdiği zarar 30 milyar dolar oldu.

Çin’in orta ve güney bölgelerinde yüzlerce su rezervini, nehirleri ve akarsuları kurutan “yüzyılda bir yaşanacak” kuraklık gerçekleşti. İçme suyu yokluğu iç politikada krizlere yol açtı. Ama Haziran’ın ilk haftası bir gün içinde, rekor düzeyde, 30 cm yüksekliğinde yağmur yağdı. Oluşan seller ve toprak kaymaları yüze yakın kişiyi öldürdü ve on binlerce insan evlerini kaybetti.

3124454354-1024x706

Ya Türkiye’de? Bir çoğunu gazete ve televizyondan takip ettiğimiz için detaylarına fazla girmeyeceğim ama özellikle son bir ay içinde olanları sıralamak isterim. Antalya, Manisa, Denizli, Muğla ve Balıkesir’de yaşanan sel hayatı altüst etti. Antalya’da bin dekar alan sular altında kaldı.

Hürriyet gazetesinin 10 Ekim tarihli haberine göre, 5 kişi hayatını kaybetti, 11 kişi kayıp. Rize 24 Eylül – 25 Eylül tarihlerinde son 72 yılın en yoğun yağışını aldı, sel ve heyelanda bir kişi hayatını kaybetti. Biri iki katlı, diğeri bir katlı iki bina yıkıldı. Manisa ve Balıkesir’de hortum nedeniyle 3 kişi öldü, 14 kişi yaralandı, evlerin çatısı uçtu. İstanbul’un Çatalca ilçesinde gece ortaya çıkan hortumda yaklaşık 20 ev hasar gördü, ağaçlar kökünden söküldü.

Bilim insanları kısa süreli ama aşırı yağışların sıklaşmasını küresel ısınmanın sebep olduğu küresel iklim değişiminin bir parçası olarak görüyorlar. Atmosfere saldığımız sera gazları, Güneş’ten gelip Dünya yüzeyinden yansıması gereken ısının bir kısmını yüzeye geri yansıtarak hapsediyor. Bu Dünya’nın alt atmosferinde sıcaklığın yükselmesine sebep oluyor. Buna küresel ısınma diyoruz.

Dünya’nın ortalama sıcaklığı yükseliyor ve bu durum olağan hava olaylarında sıradışı değişikliklere neden oluyor. Buna da iklim değişimi diyoruz. Mesela bir bölge kuraklığı yaşarken, çok uzak olmayan başka bir bölgede şiddetli yağışlar oluyor. Basitçe, hava ısınıyor, sıcak hava daha fazla nem tutuyor ve sıcak rüzgarlar tarım alanlarının üzerinden geçerken daha da fazla nem emip buraları kurutuyor.

Uzun süreli kuraklıklara sebep olan sıcak hava dalgaları yer yüzeyinden bu süre boyunca yüksek miktarlarda nem kaldırıyor. Bu nem atmosferde birikiyor, biriktikçe birikiyor ve bir soğuk hava akımıyla karşılaştığında yağmura dönüşüp bütün yükünü aniden boşaltıyor.

Bu durumu özellikle yerleşim bölgelerinde etkileyen bir de “Şehir Isı Adası” faktörü var. Şehir Isı Adası, etrafındaki kırsal bölgelerden daha sıcak olan yerleşim bölgelerine deniyor. Bir milyon nüfuslu bir şehrin ortalama sıcaklığı çevresindeki bölgelerden 1 – 3 derece yüksek olabiliyor, geceleri ise bu fark 12 dereceye kadar çıkabiliyor. Bu durum şehirleri yıldırımlı fırtınaların ve aşırı yağmurların “üreme” merkezlerine çevirebiliyor.

Dört sebepten dolayı:

  1. Yer yüzeyinde yaptığımız değişimlerle o bölgenin ısısal özelliklerini bozuyoruz, bunun yarattığı ilave ısı şehir üzerinde dikine yükselen hava akımlarına sebep oluyor.
  2. İnsan aktivitelerinin ürettiği ve alt atmosfere eklenen ısı.
  3. Yerleşim bölgelerindeki yapılar yüzünden doğal yüzeyin değişmesi, pürüzlü bir hale dönüşmesi ve bunun hava akımlarının düzenini ve ısının doğal dağılımını etkilemesi.
  4. Kirlilik partikülleri, bulutların yoğunluğunu ve yağmur damlalarının büyüklüğünü artırabiliyor.

Tabii yağmur sularının denize ulaşamaması ve şehir içinde birikmesi için gösterdiğimiz her türlü çabayı da unutmamak lazım. Doğal bir ortamda, kara üzerinde yağmur yağarken suyun bir bölümü nehir veya dere yatağına düşer, diğer bölümü de toprağa.

Toprak bunun bir kısmını emer, fazlası da yerçekimi kanunu gereği eğimli toprak yüzeyinin üzerinden akarak nehir veya dere yatağına ulaşır. Bir – iki gün içinde de toprağın emdiği suyun bir kısmı yine nehir ya da dere yatağına sızar. Nehirler ve dereler de gezegenin ana su deposu olan deniz ve okyanuslara bu suyun akması için yol görevi görür ve sonra deniz yüzeyinde su tekrar buharlaşarak döngüyü yeniden başlatır.

3543243243

Peki, şimdi suyu emmesi gereken toprağın üzerini şehirlerdeki gibi suyun toprağa ulaşmasını engelleyen suni malzemelerle kapladığımızı düşünelim. Ne olacak, şiddetli bir yağmur sırasında buralara düşen ve toprağın ememediği su bütünüyle ve yerçekimi gereği gürül gürül dere – nehir yataklarına akmaya çalışacak.

Peki bir de sanki çok zeki bir fikirmiş gibi bu dere yataklarını “ıslah ettiğimizi”, üzerini örtüp binalar diktiğimizi düşünelim. E tabii ki dereye doluşmak isteyen su yüzünden buradaki yerleşimleri su basacak.

Ama bu su hala yerçekimine tabi,üzeri örtülmüş de olsa o dere yatağı üzerinden denize akmak istiyor, hadi bir de süper marifetmiş gibi suyun denize akışının önüne barikatlar çekelim. İşte yepyeni bir sel felaketimiz oldu.

Daha önce belirttiğim gibi kısa süreli aşırı yağmurlar gibi sıradışı hava olayları iklimbilimcilere yabancı bir olgu değil, nadiren gerçekleşmeleri de normal. Ama sayılarında artık açıkca görülen artış eğilimi, bilim insanlarına öngörülebilen sakin bir küresel iklimden aşırı hava olaylarının artık norm olduğu vahşi ve öngörülemez bir küresel iklime doğru geçiş sürecinde olduğumuzu düşündürüyor.

Aklımızı başımıza toplamamız ve böyle bir gidişi engellemek için elimizden geleni yapmamız gerektiği muhakkak. Hatta olanaksızı düşünüp yarın bütün Dünya karar verdik ve doğru adımları atmaya başladık diyelim, yine de gezegene bugüne kadar verdiğimiz zarardan ötürü daha bir süre bu aşırı hava olaylarıyla yaşamamız gerekecektir.

Hele bir de korkulan gerçekleşir ve bu olaylar iklimimizin normu haline gelirse (belki de geldi bile), insan kaybını mümkün mertebe azaltmak için şehircilik anlayışımızın değişmesi gerektiği kesindir.

Kaynak: NOAA, Environmental Protection Agency, New Scientist, The Guardian (13.07.2011)

Kaynak 2: Anıl Bilge

Paylaş:

Mustafa Kurt

2 Comments

  1. Biz, şanslı son nesil olacağımızı düşünüyorum. Acaba çocuklarımızı neler bekliyor?

  2. Geçenlerde bu duruma farklı bir bakış açısıyla bakan bir yorum gördüm. Şöyle diyordu; Çocuklarımıza güzel bir dünya bırakmaya çalışmaktansa, dünyaya güzel çocuklar bıraksak sorun kendiliğinden düzelecek. Bir bakıma bu bakış açısı da mantıklı.

Bu yazıyla ilgili sen ne düşünüyorsun?