Bilimkurgu filmleri gerçek oldu!; ‘Duman Yutan Kule’

Kurin Systems adlı hava filtreleme girişimi, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’ye 12,9 metrelik bir hava temizleme kulesi inşa etmek istiyor.

Her yıl Ekim ayında Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi, Diwali festivali yüzünden aşırı hava kirliliğine maruz kalıyor. Salı günü yapılan ölçümlere göre şehrin farklı noktalarındaki PM10 seviyeleri tehlikeli bir seviye olan 700’ün üzerindeydi. Bu sorunu çözmek için Yeni Delhi yakınlarında faaliyet gösteren bir girişim, dev bir kirli hava temizleme kulesi inşa etmek istiyor.

Kurin Systems adlı hava filtreleme girişimi, 12 metreden uzun bir hava temizleme filtresi inşa ederek, 3 km çevredeki 75 bin kişiye temiz hava sağlamayı planlıyor. Şirket günde 32 milyon metreküp temiz hava üretebileceğini iddia ediyor. Hava temizleyici, 48 adet fan ve 9 aşamalı filtreleme sistemi kullanarak saatte 1,3 milyon metreküp temiz hava üretecek.

Dünyanın en güçlü hava filtresi

Dünya Fikri Mülkiyet Organizasyonu yakın zamanda Kurin Systems’a dünyanın en büyük ve en güçlü hava filtresi için bir patent verdi. ‘City Cleaner’ adlı kule, 12,9 x 6,1 x 6,1 metre boyutlarında inşa edilecek. Şirket, kazaların engellenmesi için hava temizleyicinin etrafında 9,1 metre genişliğinde boş alan olması gerektiğini söylüyor.

Şirketin kurucusu Pavneeth Singh Puri “Bu cihaz sadece güneş enerjisi ile de çalışabilir ancak bunun için daha fazla alana ihtiyacımız var. Şimdiden, güneş panellerini yerleştirecek ortaklarla görüştük. Bu cihazın çevre dostu olması için şehrin elektriğini kullanmadan çalışmasını istiyoruz.” şeklinde konuştu.

Çin’deki kuleden daha farklı

Şu anda Çin’in Xian şehrinde bulunan 100 metre uzunluğundaki hava temizleme kulesi, dünyanın en uzun hava temizleyicisi olarak rekoru elinde bulunduruyor. Ancak farklı bir teknikle çalışan bu kule günde 10 milyon metreküp temiz hava sağlıyor. Puri “Bizim kulemiz Çin’dekinden farklı şekilde iyonlaşma teknolojisi kullanmayacak. Biz PM10 ve üstü görünür parçacıkları temizlemek için ön filtreleme kullanıyoruz. DAha sonra H14 seviyesi HEPA filtre PM 2,5 parçacıkların yüzde 99,99’unu temizliyor. Son olarak aktif karbon filtresi diğer tüm parçacıkları, uçucu organik bileşikleri (VOC) ve kokuları filtreliyor.” diyor.

Şirket şimdiden bu projenin hayata geçirilmesi için yetkililerle konuşmaya başladı. Puri, onay alınması durumunda kulenin inşaatının dört ay süreceğini ve 17,5 ila 20 milyon Rupi (1,3 – 1,5 milyon Lira) civarında maliyeti olacağını söylüyor.

Kaynak: The Next Web / DünyaHalleri
Paylaş:

Evinizin enerjisi güneş perdesinden

Güneş panelli perde Solar Curtain, bir evin elektrik ihtiyacının üçte birini karşılayabiliyor.

Güneş enerjisi üretimindeki en büyük potansiyel, güneş enerjisi üreten hücrelerin farklı yüzeylerde kullanılmasında yatıyor. Daha önce duvar kağıdı, cam filmi, reklam panosu vb. pek çok farlı yüzeyde güneşten enerji üretimine örnekler paylaştık. Bugünkü konuğumuz ise güneş panellerini katlanır perdelere yerleştirerek ev ve ofislere taşımayı hedefleyen Solar Curtain.

Girişimci Ahmet Fuat Yalçın, tarafından geliştirilen Solar Curtain perdelerin güneş paneli olarak kullanılmasına dayanıyor. Solar Curtain, görüntüde bir stor perdeden farksız. Hatta geniş bir renk ve desen seçeneği de var. Onu diğer perdeden ayıran tarafı ise, perdenin dış tarafında bulunan güneş panelleri. Perde tüm gün güneş enerjisi üretiyor. Bu enerji perdeden çıkan kablo yoluyla güç kutusuna ve güç kutusundan çıkan kablo ile prize aktarılıyor. Böylece perdenin ürettiği elektrik ortamdaki diğer prizlere dağıtılıyor. Güç kutusunun üzerinde bulunan USB girişi sayesinde telefon şarj etmek veya güç kutusunun gece lambası özelliğiyle odanızı aydınlatmak da seçenekler arasında.
Solar Curtain‘ın paylaştığı bilgilere göre, 4 kişilik bir ailenin elektrik tüketiminin üçte birini karşılayan sistem, kolaylıkla kuruluyor. Solar Curtain’da kullanılan fotovoltaik hücreler %22 verim ile dünyada ticari amaçlı kullanılan en yüksek verimliliğe sahip hücreler. Tek bir perde ile kullanıcılar yılda yarım MWH elektrik üretirken, 372 KG karbon emisyonunu önlüyor ve 20 ağacın hayatını kurtarıyor. Tüm bunlara ek olarak elektrik faturasında da üçte birlik (yaklaşık 230 TL’lik) tasarruf sağlanıyor.
Solar Curtain’ın üzerindeki fermuar ile güneş paneli kolayca çıkarılıp kumaş kısım temizlenebiliyor.
Solar Curtain mobil uygulaması, perdeye uzaktan erişim imkanı da sağlıyor. Böylece üretilen elektrik ve engellenen karbon emisyonu, kurtarılan ağaç sayısı gibi rakamlara anlık olarak ulaşılabiliyor.
Solar Curtain Arı Kovanı‘nda fon topluyor. 100.000 TL’lik iddialı hedefi gerçekleştirmeleri için yaklaşık 50 günleri var. Projenin yaygınlaşacağı günü merakla bekliyoruz.
Paylaş:

Drone’lar artık denizleri de temizliyor.

RanMarine tarafından geliştirilen ve denizlerdeki kirliliği önlemeyi amaçlayan su drone’u bir süredir gerçekleştirdiği pilot çalışmalardan olumlu geri dönüşler aldı ve pilot çalışma aşamasını başarıyla geçti. Denizlerde su yüzeyinde kalan çöpleri, plastikleri ve pis birikintileri toplayabilen drone bundan böyle daha farklı bölgelerde de karşımıza çıkabilir.

WasteShark adlı su drone’u iki farklı modelle geliyor. Bu modellerden bir tanesi uzaktan kumanda ile kontrol edilirken istenildiği yönlere yönlendiriliyor. Bir diğer model ise otonom sürüş özelliğine sahip. Daha önce belirlenmiş noktalarda devriye atan su drone’u, sürekli olarak o bölgedeki çöpleri temizliyor.

Günün 16 saati boyunca denizlerde çöp toplayan ve temizliği gerçekleştiren WasteShark, bu çalışma saatleri ile bir insan gücüne dayalı temizliğe göre çok daha verimli ve sürekli temizlik gerçekleştirebiliyor. WasteShark’ın çöp kapasitesi ise 200 litre hacminde. Bununla birlikte sadece çöp temizliği yapmayan akıllı drone, denizin derinliğini, sıcaklığı ve su kalitesini de ölçümleyerek önemli bir veri akışını sağlıyor ve bu verilerin biriktirilmesini sağlıyor.

Kullanım alanları olarak özellikle yoğun liman bölgelerinin belirlendiği WasteShark adlı drone, ilk testlerini de Rotterdam limanında tamamlamıştı. Drone ilk kez Dordrecht Belediyesi tarafından kullanıldı. Hollandalı firmanın amacı bu drone’un özelliklerini geliştirmeyi, Hollanda’da başka kentlerde de kullanılmasını ve belki de yakın gelecekte drone’u diğer ülkelere de ihraç etmeyi hedefliyor. RanMarine‘in bu hedefine ulaşması da mümkün gözüküyor, çünkü çevre dostu bu drone’un hem çevre temizliği hem de doğaya katkısı oldukça büyük.

Paylaş:

Güneş Panelleri Yağmurdan da Enerji Üretecek

Çin’de yer alan Soochow Üniversitesi araştırmacıların geliştirdiği paneller , yağmur yağdığı sürece geceleri de elektrik üretmeye devam ediyor. Bunu da Triboelektrik Nanojeneratör (TENG) aracılığıyla gerçekleştiriyor. TENG, yağmur damlalarının hareketinden gelen mekanik enerjiyi elektriğe dönüştürüyor. Nanojeneratörleri en basit anlatımla hareketi elektriğe dönüştürebilen cihazlar olarak tarif edebiliriz. TENG ise yağmur damlalarının haraketini yakalayabilmek için küçük ölçekte tasarlanmış bir Nanojeneratör.

Araştırmacılar 3-5 yıl içerisinde bir protitiopin hazır hale geleceğini belirtiyor. Bu hibrit paneller, güneş panelleriyle elektrik üretimini daha istikrarlı hale getirebilme, güneş enerjisi kullanımını daha da yaygınlaştırabilme potansiyeli taşıyor. Yaygınlaştığı takdirde ise güneş enerjisi donanımının maliyeti de düşebilir.

Paylaş:

Plastik Atıklara Güncel Çözüm

<img class=”size-full wp-image-352″ ” src=”http://www.mustafakurt.net/wp-content/uploads/2017/08/CtUPAn_VUAU7Xrg-e1524751830202.jpg” alt=”” width=”600″ height=”406″ style=”display:none”/>

Geri dönüşüm konusunu her ne kadar yeterince ciddiye almasak da, çevre kirliliğinin büyük ölçüde önüne geçilmesini sağlayan bir sistem. Norveç geliştirdiği sistem sayesinde 1 yılda atılan tüm plastik atıkların %97’sini geri dönüştürmeyi başarmış.

Dünyanın en büyük sorunlarından biri plastik çöpler. Norveç de bu sorundan en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Bu sebeple Norveç uzun zamandır bu alanda çalışmalar yapıyor. Hatta ülke, plastik şişe geri dönüşümü konusunda dünya lideri. 2016’da 600 milyon şişe geri dönüşümden geçti. Yani tüm atıkların %97’si geri dönüşüme gönderildi. Norveç’te plastik şişeler çöpe gitmesin diye geri dönüşüme atılan her şişe için ödül verilen bir sistem var. Bir şişe içecek aldığınızda 1 kron fazla ödüyorsunuz. Şişeyi geri dönüşüme attığınızda o 1 kronu geri alıyorsunuz. 1 şişeyi 12 kez geri dönüşümden geçirebiliyorsunuz. Tesislerde renkli şişeler ve şeffaf şişeler ayrılıyor. Şeffaf şişelerden yeni pet şişeler yapılıyor. Renkliler ise diğer plastik ürünlerin yapımında kullanılıyor. Bu sistem sayesinde yeni plastik üretimi ihtiyacı büyük oranda azalmış. Peki sistemin parasını kim ödüyor? Meşrubat şirketleri… Bu sisteme dahil olursa vergi indirimi alıyorlar.

Kaynak: https://twitter.com/bbcturkce/status/961259169931243520?s=17 & Onedio

Paylaş:

Havayı temizleyen bisiklet

SMOG FREE PROJECT, Daan Roosegaarde’ın hava kirliliği azaltması ve temiz bir geleceğin ilham verici bir deneyimi sunması amacıyla öncülük ettiği kentsel yeniliklerden oluşan bir seri girişim: SMOG FREE TOWER, SMOG FREE RING ve SMOG FREE BICYCLE.

Proje, kamusal alanlarda temiz havaya ulaşmak için yerel bir çözüm sağlıyor. Smog Free Project’te hükümet, öğrenciler ve temiz teknoloji endüstrisi ile birlikte insanlar, bütün bir şehri dumansız hale getirmek için birlikte çalışabiliyor.

SMOG FREE BICYCLE ise SMOG FREE PROJECT’e eklenen son halka. Proje, önde gelen Çinli bisiklet paylaşım programı OFO’yla özel bir ortaklık çerçevesinde geliştirildi.

Yenilikçi bisiklet tasarımı kirli havayı soluyor, temizliyor ve biniciye temiz hava veriyor. Bisikletin dumansız şehirler için yoğun şekilde kullanılan bir araç haline gelmesi amaçlanıyor.İlk prototipler 2018’de piyasaya çıktı. SMOG FREE BICYCLE, ilhamını 2017’de Tsinghua Üniversitesi’nden sanatçı Matt Hope ve Profesör Yang’ın katılımıyla Pekin’de gerçekleşen Smog Free atölyesinden alıyor.

studioroosegaarde.net

Paylaş:

Bir akıllı telefon fiyatına ömür boyu bedava elektrik

Bazı bölgelerine elektrik gitmeyen Hindistan’da bizim gibi hidroelektrik santrallerinin ülkeye getireceği yarar ve zararları tartışa dursun, iki Hindistanlı genç hem ekolojik dengeyi koruyacak hem de enerji krizini geçmişte bırakacak bir proje geliştirdiler.

<img class=”alignnone size-large wp-image-963″ ” src=”http://www.mustafakurt.net/wp-content/uploads/2018/01/2016-10-25-1024×479-1024×479.png” alt=”” width=”1024″ height=”479″ style=”display:none”/>

Projenin yapılacağı Athirapally şelalelerini korumak isteyen bu iki genç, Arun ve Anoop George, Avant Garde Innovation adlı bir şirket kurarak düşük masraflı ama bir evin elektriğini üretecek kapasiteye sahip bir rüzgar türbini tasarladılar. Tavan vantilatörü büyüklüğündeki bu türbin, her gün 5 kW elektrik üretmekte ve sadece 750 dolara yani 2300 Türk lirasına mal olmakta.

Hedeflerinin enerji fakirliğinin önüne geçmek olduğunu belirten iki kardeş, dağıtılmış, yerel ve yenilenebilir enerjinin temiz bir doğa ve ekonomik ve sosyal değişimin anahtarı olduğunu belirtiyor.

Küresel elektrik üretiminin %3,4’ü ile dünyanın en fazla 6. elektrik tüketen ülkesi Hindistan’da bu rüzgar türbinlerinin geleceği açık gibi gözüküyor. Çünkü, yerel hükümetlerin çoğu bölgeye elektrik götürmesi için yüksek miktarlarda yatırım yapması gerekiyor.

750 dolarlık masrafı ile normal bir rüzgar türbininden neredeyse 10 kat daha ucuz olan bu türbin, kırsal bölgelere, tarım alanlalarına ve köylere uygun bir şekilde inşaa edilmiş.

Birleşmiş Milletlerin de dikkatini çeken proje şirketi “BM Herkes için Yenilenebilir Enerji” yarışması kapsamında 1 milyar dolarlık yatırım alma şansını yakaladı. Rüzgar enerjisi üretimi konusunda Çin, ABD ve Almanya’dan sonra 4. olan Hindistan belki bu projelere daha fazla yatırım yaparak, hidroelektrik santrallerin çevreye vereceği zararlardan kendini koruyabilir, Athirapally şelaleleri gibi güzellikleri koruyabilir.

Kaynak: Yeşilist

Paylaş:

Sürdürülebilirlik Endeksi Ve Firmalara Katkısı

BIST Sürdürülebilirlik Endeksi, kurumsal sürdürülebilirlik konusundaki yüksek performansı ve Türkiye’de sürdürülebilirlik konusundaki bilinç, bilgi ve uygulamayı artıran Borsa İstanbul şirketleri için bir kriter sağlamayı amaçlıyor. Buna ek olarak endeks, kurumsal yatırımcıların şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetsel (ESG) konularına yüksek performanslı bağlılıklarını göstermek için bir platform oluşturuyor.

Sürdürülebilirlik endeksi nasıl çalışıyor?
Borsa İstanbul, BIST sürdürülebilirlik endeksine giren firmalar adına sürdürülebilirlik endeksi yaratmak için Etik Yatırım Araştırma Hizmetleri Limited Şirketi (EIRIS) ile bir işbirliği anlaşması imzaladı. Bu anlaşmaya göre, EIRIS, Borsa İstanbul’da işlem gören şirketleri, uluslararası sürdürülebilirlik kriterlerine dayanarak değerlendirmektedir. Değerlendirme sadece kamuya açık bilgi ve değerlendirme maliyetlerine dayanmaktadır.
EIRIS, 30 yılı aşkın bir süredir çevre, sosyal ve yönetsel konular üzerine uzmanlaşmış, varlık sahiplerine, varlık yöneticilerine ve endeks sağlayıcılarına global olarak hizmet veren bağımsız bir Londra merkezli araştırma organizasyonudur. Johannesburg ve Meksika Menkul Kıymetler Borsaları, EIRIS’in sürdürülebilirlik araştırma hizmeti sağlayan diğer mübadeleleridir.
Değerlendirmelerin dayandığı farklı ESG kriterlerinin her birindeki göstergeleri kapsayan ayrıntılı Araştırma Metodolojisi belgesi, şirketler için daha anlaşılır ve basit hale getirmek üzere EIRIS tarafından revize edildi ve metodolojinin kapsamına; Aralık 2015’ten itibaren Bankacılık Kriterleri eklendi.
Bist sürdürülebilirlik endeksi
BIST sürdürülebilirlik endeksine giren firmalar için sürdürülebilirlik endeksi, XUSRD kodu ile 4 Kasım 2014’te başlatıldı. İndeksin başlangıç ​​değeri, 3 Kasım 2014’te BIST 30 endeksinin ikinci seans kapanış değerine dayanan 98.020,09’dur. Her bir bileşenin göreceli ağırlığı% 15 olarak sınırlandırılmıştır.
Kasım-Ekim döneminde BIST Sürdürülebilirlik Endeksi için bir endeks süresi var. EIRIS, 2014 yılında BIST 30 kurucu şirket ve 2015 yılında BIST 50 kurucu şirketleri değerlendirdi. 2016’dan itibaren BIST 100’ün gönüllü şirketleri değerlendirilecek şirketlerin listesine eklendi değerlendirme listesi her yıl revize edildi ve Aralık ayında Borsa İstanbul tarafından ilan edildi.
Endekste yer alabilmek için şirketler, her kriter grubu için eşiğin üzerinde çalışmalıdır. Şirketleri daha iyi sürdürülebilirlik performansı için teşvik etmek adına, gelecekte eşikleri yükseltmesi düşünülmektedir.
Sürdürülebilirlik endeksi kapsamında değerlendirilen firmalar
Adel, Akbank, Aksa Enerji, Anadolu Efes, Arçelik, Aselsan, Brisa, Coca Cola, Doğan Holding, Doğuş Otomotiv, Ereğli Demir Çelik, Ford Otosan, Garanti Bankası, Global Yat Holding, İş Bankası, İş GMYO, Koç Holding, Petkim, Sabancı Holding, Şişecam, Halk Bankası, Tat Gıda, Tav Havalimanları, Tekfen Holding, Tofaş Oto, Tüpraş, Türk Hava Yolları, Türk Telekom, Türk Traktör, Turcell, Ülker, Vakıflar Bankası, Vestel, Migros, Netaş, Otokar, Pegasus, Yapı ve Kredi Bankası, Zorlu Enerji sürdürülebilirlik endeksine giren firmalar arasındadır.
Endeksten beklenen katkı
Endeks, Türk şirketlerinin kurumsal risk ve fırsatlarını etkin bir şekilde yönetmelerinde rekabet avantajı sağlamaktadır. Şirketler için sermaye çekmek için yeni araçların geliştirilebileceği yatırım yapılabilir bir endeks bulunmaktadır. Endeks, şirketlerin küresel ısınma, doğal kaynakların tüketilmesi, sağlık, güvenlik ve istihdam dahil olmak üzere önemli sürdürülebilirlik konularına yaklaşımlarını yansıtıyor ve bu konularda ve bir bakıma kayıtlarıyla ilgili faaliyet ve kararlarının bağımsız bir değerlendirmesini yapıyor.
Endeks, şirketlere sürdürülebilirlik performansını hem yerel hem de global düzeyde karşılaştırma fırsatı sunuyor. Endeks ile Borsa İstanbul, şirketlere şeffaflık, hesap verebilirlik ve sürdürülebilirlik konularında risk yönetimi yeteneklerini geliştirmelerini sağlayarak performanslarını değerlendirmek ve sonuç olarak yeni hedefler benimsemek veya performanslarını artırmak için bir araç sunmaktadır. Bu, şirketlerin rekabet avantajı kazanmalarını sağlar. Endekse dahil olanlar marka bilinirliği ve prestijlerini artırıyor.
Endeks, şirketler için küresel müşterilere, sermayeye ve daha düşük maliyetli finansmana erişimi kolaylaştırıyor. Proje, yatırımcıların sürdürülebilirlik ve kurumsal yönetişim ilkelerini benimseyen şirketleri seçmesine ve yatırım yapmasına imkân tanıyan bir araç yaratmayı amaçlıyor.

Paylaş:

Musluk sularının çoğunda plastik kirliliği ortaya çıktı

Dünyanın dört bir yanındaki ülkelerden alınan su örneklerinde mikroplastik kirliliğine rastlandı. Guardian gazetesinin haberine göre her 100 örnekten 83’ünde mikroskobik boyutta plastik parçaları görüldü.

Bilim insanlarının Orb Media için yaptığı araştırmanın ardından uzmanlar, sudaki plastiğin insan sağlığı üzerine etkilerinin daha ciddi bir şekilde araştırılması çağrısında bulundu.

İncelenen onlarca ülke içinde su kaynakları en kirliği yüksek olan ülke ABD çıktı. Kongre binası ve ABD Çevre Koruma Ajansı ve Trump Tower da dahil olmak üzere çok sayıda yerden alınan sularda mikroplastiğe rastlanırken ülke çapında her 100 sudan 94’ünde bu tip kirlilik tespit edildi.

ABD’yi Lübnan ve Hindistan takip etti. En düşük plastik kirliliğinin gerçekleştiği Avrupa’da da bu oran yüzde 72’ydi. ABD’de her 500 ml’lik suda 4,8 mikrofiber, Avrupa’da ise 1,9 mikrofibere rastlandı.

Araştırmayı gerçekleştiren Galway-Mayo Institute of Technology’den Dr. Anne Marie Mahon ise “Mikroplastiklerin sağlık üzerindeki etkilerini bilmiyoruz. Bu yüzden bir an önce bu konuda daha fazla araştırma yapıp riskleri öğrenmeliyiz” diyor.

Plastik kirliliğinin önüne geçmek için plastik poşet kullanımı bazı ülkelerde yasaklandı
GETTY IMAGES Plastik kirliliğinin önüne geçmek için bazı ülkeler plastik poşet kullanımını yasaklandı

İki farklı etki

Mahon’a göre plastiklerin insan vücudu üzerinde iki farklı etkisi bulunuyor. Bunlardan biri, insan hücrelerinin içine girebilecek kadar küçük plastikler, ikincisi ise plastiklerin üzerinde üreyebilen bakteriler.

Orb Media için gerçekleştirilen analizde 2,5 mikrona kadar parçacıklar ölçülebiliyordu. Daha küçük parçacıkların ölçülmesi mümkün olmasa da Mahon “Bu boyutlarda mikrofiberleri gördüğümüze göre daha küçüklerinin orada bulunmadığını düşünmemiz için bir sebep yok. Bir mikronun binde biri olan nanometre boyutundaki plastikler hücrelere ve organlara girebilir” diyor. Mahon, mikroplastiklerin üzerinde zararlı bakterilerin üremesinin de mümkün olduğuna dikkat çekiyor.

İngiltere’deki Plymouth Üniversitesi’nden Prof. Richard Thompson ise doğadaki hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre mikroplastiklerin zehirli kimyasallar içerdiği ve vücuda girdikten sonra bunları salgılayabildiğini söylüyor. Thompson’ın yürüttüğü bir araştırmaya göre İngiltere’de tutulan her üç balıktan birinde mikroplastikler bulunuyor.

Mikroplastik kirliliğinin yaygınlığı, son yıllarda yürütülen araştırmalarla daha net bir şekilde anlaşılıyor. Daha önce Almanya’da yapılan bir araştırmada test edilen 24 bira markasının tümünde mikroplastikler bulunmuştu. Fransa’nın başkenti Paris’te ise araştırmacılar havada mikroplastikler tespit etmiş ve kente her yıl 3 ile 10 ton arasında mikroplastik yağdığı tahmininde bulunmuştu.

Üretilen plastiklerin yalnızca küçük bir kısmı geri dönüşüm tesislerinde değerlendiriliyor
GETTY IMAGES Üretilen plastiklerin yalnızca küçük bir kısmı geri dönüşüm tesislerinde değerlendiriliyor

Londra’daki King’s College’dan Frank Kelly, 2016’da bir parlamento oturumunda konuyla ilgili şunları söylemişti:

“Eğer mikroplastikleri solursak ciğerlerimizin alt kısımlarında veya dolaşım sistemimizde bu kimyasalları salgılayabilirler.”

Mikroplastiklerin içme sularına nasıl karıştığı bilinmese de havaya karışan plastiklerin bunda etkisi olduğu düşünülüyor. Bu parçacıklar kıyafetler ve halıların yanı sıra kurutma makinalarından da havaya karışıyor. Güncel bir araştırmaya göre çamaşır makinaları her çalışmalarında havaya 700 bin parçacık salabiliyor. Bu parçacıklar yağmur ve rüzgarlarla uzak noktalara taşınabiliyor. Su arıtma tesisleri ise bu parçacıkları arıtmakta yetersiz kalıyor.

Orb Media için yapılan araştırmada plastik kirliliği musluk sularının yanı sıra şişelenmiş sularda da tespit edildi.

Dünyada her yıl 300 milyon ton plastik üretiliyor. Bunun yalnızca yüzde 20’si geri dönüştürülüyor veya yakılıyor.

Kaynak: BBC

Paylaş:

Yosundan çevre dostu ayakkabı

Yosundan çevre dostu ayakkabı yaptılar

BUGÜN dünyamızda imal edilen ayakkabıların çoğunun malzemesi PVC, petrokimyasal gibi toksik plastik malzemeler. Bunların çoğu kullanıldıktan sonra bir kenara atılıp doğayı kirletmekle son buluyor. Ancak, Londra’da faaliyet gösteren VIVOBAREFOOT ayakkabı firması, Amerikan BLOOMköpük firmasıyla birleşerek yeni bir ayakkabı üretti. ULTRA markasıyla üretilen ayakkabılar yosundan yapılıyor ve doğada çözünebiliyor. Böylece sular hem yosunların toksik zararlarından kurtarılıyor hem de petrol ürünü malzemelerin doğayı kirletmesi azaltılmış oluyor.

2015’te kurulan BLOOM, dünyanın çeşitli yerlerinde yosun patlaması riski yaşaynan tatlı su kaynaklarından (göller, nehirler, havuzlar) temizlenmiş yosun biokütleleri kullanarak performansa dayalı malzeme üretiyor. Yosun biokütleleri kullanmak teknik performansı artırıyor ve geleneksel sünger, strafor ve köpüklerde bulunan petrol içerikleri kullanımının yerine geçiyor.

BLOOM‘un CEO’su Mike Van Drunen, “Hedefimiz en yüksek çevre duyarlılığıyla en çok performans gösterecek malzemeyi üretmek” diyor. “Bu, sürekli iyileştirmeye çalıştığımız bir hedeftir ve VIVOBAREFOOT ile yeni Ultra markasında işbirliği yapmaktan heyecan duyuyoruz.”

Vivobarefoot’tan Galahad Clark ise, “Bu, her yerde kullanılan petro-köpüklere alternatif ilk bitki kökenli ayakkabı endüstrisi için gerçek bir devrim. Bloom’u bir ayakkabı için kullanan ilk şirket olmaktan ve mükemmel ayakkabıyı üretme görevimizden dolayı çok heyecanlıyız” diyor.

Suda da giyilebilen “amfibik” ULTRA III ayakkabılar geçen Temmuz’da piyasaya çıktı.

Yosundan çevre dostu ayakkabı yaptılar

Her bir çift ayakkabının 215 litre filtrelenmiş suyu doğaya geri kazandırmaya yardımcı olduğu ve dünyanın atmosferine 40 balon dolusu karbondioksitin yayılmasını engellediği bildiriliyor.

Bloom Köpük adını ilk kez dünya sörf şampiyonu Kelly Slater, yosunlardan yapılmış sörf tahtasıyla duyurmuştu.

Paylaş: