Atıkta değer var.

Atık meselesi ve geri kazanım neden önemli?

Bilim insanları, plastik tüketimi alışkanlıklarımızda herhangi bir değişiklik olmazsa 2050 yılı itibarıyla okyanuslarda balıktan daha fazla plastik olacağını tahmin ediyor. 1907’de plastiğin icadından bugüne dek 8,3 milyar ton ham plastiğin (geri dönüştürülmemiş) üretildiği ve 2015 itibarıyla yaklaşık 6,3 milyar ton plastik atığın yalnızca %9’unun geri dönüştürüldüğü, %12’sinin yakıldığı ve %79’unun çöp depolama sahalarında veya doğada biriktirildiği ifade ediliyor.

Elektronik atıklardaki tablo da oldukça dikkat çekici. Türkiye’de 2017 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca, altın, gümüş gibi değerli metaller ihtiva eden ve kullanım ömürlerini tamamlayarak toplanan her bin ton atık cep telefonundan, bir kilogram altın geri dönüşümü sağlandığı belirtiliyor. Nitekim bir ton iPhone, bir ton altın cevherinden 300 kat daha fazla altın, bir ton gümüş cevherinden 6,5 kat daha fazla gümüş içeriyor.

Tüm bunların yanı sıra döngüsel ekonominin öğelerinden biri olan geri dönüşüm, bir endüstri haline geldiği ekonomilerde yaratılan istihdam ve gelirle de ekonomiye katkı sağlıyor. Örneğin National Waste & Recycling Association verilerine göre, ABD 2016 yılında atık ve geri dönüşüm sektöründe yaklaşık 384 bin kişi istihdam ederken, 93,8 milyar dolar gelir elde etmiş durumda.

Öte yandan, Türkiye’nin geri dönüşüm konusunda kat edeceği mesafenin nispeten uzun olduğu görülüyor. Türkiye’de üretilen atıkların yarıdan fazlasının geri kazanılabilir özelliğe sahip olduğu belirtiliyor. TÜDAM’ın Ağustos 2016’da yayınladığı Geri Dönüşüm Sektörü Teşvik Raporu’na göre, Türkiye’de yalnızca yerleşim birimlerinde yılda yaklaşık 6 milyon ton geri dönüştürülebilir atık oluşurken bunun yaklaşık 5 milyon tonu çöp sahalarına gömülüyor. Bu miktarın ekonomik değeri ise

1,5 milyar liranın üzerinde. Geri dönüştürülebilir atıkların toplanması ve gömülmesi için kamu kaynaklarından yılda ek olarak 750 milyon lira ayrılıyor. Diğer bir ifadeyle, geri dönüşüm sektörünün Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayacak ekonomik ve organizasyonel yapıya sahip olmamasının maliyeti yıllık 2,25 milyar lira olarak hesaplanıyor.

Türkiye’de 2023 yılında oluşan atığın %35’inin geri kazanım, %65’inin ise düzenli depolama yönetimi ile bertaraf edilmesi hedefleniyor. Belediye atıklarına yönelik planlanan atık yönetim faaliyetleri için “Ulusal Atık Yönetimi ve Eylem Planı – 2023” kapsamında belirlenen tesislere ait yatırım maliyeti, teknoloji seçimine bağlı olarak yaklaşık 1,7 milyar euro ile 2,86 milyar euro arasında değişiyor. Tabloyu bir bütün olarak değerlendirdiğimizde, işlevsel bir atık yönetiminden önce kaynakların etkin kullanımı için malzemelerin ekonomik ve çevresel açıdan sürdürülebilir olacağı bir sistem yaratmanın önemli olduğunu görüyoruz. Bunun için kamu kesimi, özel sektör, hanehalkları başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin geri dönüşüm konusunda üzerine düşeni yapması elzem görünüyor.

Raporu hazırlayan Dilara Ay Erişen‘e çok teşekkür ediyoruz ve raporun tamamını TSKB web sitesinden incelemenizi öneriyorum. Raporu buradan indirebilirsiniz.

Paylaş:

Bilimkurgu filmleri gerçek oldu!; ‘Duman Yutan Kule’

Kurin Systems adlı hava filtreleme girişimi, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’ye 12,9 metrelik bir hava temizleme kulesi inşa etmek istiyor.

Her yıl Ekim ayında Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi, Diwali festivali yüzünden aşırı hava kirliliğine maruz kalıyor. Salı günü yapılan ölçümlere göre şehrin farklı noktalarındaki PM10 seviyeleri tehlikeli bir seviye olan 700’ün üzerindeydi. Bu sorunu çözmek için Yeni Delhi yakınlarında faaliyet gösteren bir girişim, dev bir kirli hava temizleme kulesi inşa etmek istiyor.

Kurin Systems adlı hava filtreleme girişimi, 12 metreden uzun bir hava temizleme filtresi inşa ederek, 3 km çevredeki 75 bin kişiye temiz hava sağlamayı planlıyor. Şirket günde 32 milyon metreküp temiz hava üretebileceğini iddia ediyor. Hava temizleyici, 48 adet fan ve 9 aşamalı filtreleme sistemi kullanarak saatte 1,3 milyon metreküp temiz hava üretecek.

Dünyanın en güçlü hava filtresi

Dünya Fikri Mülkiyet Organizasyonu yakın zamanda Kurin Systems’a dünyanın en büyük ve en güçlü hava filtresi için bir patent verdi. ‘City Cleaner’ adlı kule, 12,9 x 6,1 x 6,1 metre boyutlarında inşa edilecek. Şirket, kazaların engellenmesi için hava temizleyicinin etrafında 9,1 metre genişliğinde boş alan olması gerektiğini söylüyor.

Şirketin kurucusu Pavneeth Singh Puri “Bu cihaz sadece güneş enerjisi ile de çalışabilir ancak bunun için daha fazla alana ihtiyacımız var. Şimdiden, güneş panellerini yerleştirecek ortaklarla görüştük. Bu cihazın çevre dostu olması için şehrin elektriğini kullanmadan çalışmasını istiyoruz.” şeklinde konuştu.

Çin’deki kuleden daha farklı

Şu anda Çin’in Xian şehrinde bulunan 100 metre uzunluğundaki hava temizleme kulesi, dünyanın en uzun hava temizleyicisi olarak rekoru elinde bulunduruyor. Ancak farklı bir teknikle çalışan bu kule günde 10 milyon metreküp temiz hava sağlıyor. Puri “Bizim kulemiz Çin’dekinden farklı şekilde iyonlaşma teknolojisi kullanmayacak. Biz PM10 ve üstü görünür parçacıkları temizlemek için ön filtreleme kullanıyoruz. DAha sonra H14 seviyesi HEPA filtre PM 2,5 parçacıkların yüzde 99,99’unu temizliyor. Son olarak aktif karbon filtresi diğer tüm parçacıkları, uçucu organik bileşikleri (VOC) ve kokuları filtreliyor.” diyor.

Şirket şimdiden bu projenin hayata geçirilmesi için yetkililerle konuşmaya başladı. Puri, onay alınması durumunda kulenin inşaatının dört ay süreceğini ve 17,5 ila 20 milyon Rupi (1,3 – 1,5 milyon Lira) civarında maliyeti olacağını söylüyor.

Kaynak: The Next Web / DünyaHalleri
Paylaş:

Kirli suyu güneşle arıtan küre

Dünya’da 780 milyon insanın içme suyuna erişimi yok. İlerde su savaşlarının yaşanmasından kaygılanırken araştırmacılar da temiz suya erişim için çözümler üretiyorlar. İşte bunlardan biri kirli suyu veya deniz suyunu güneşle temizleyebiliyor…

Fotoğraftaki plastik küre, kirli suyu içme suyuna dönüştürüyor. Adı Helio ve Fransız firması Marine Tech tarafından geliştirildi.

Deniz suyu veya çamurlu su, Helio’nun ortasındaki kaba pompalanıyor. Güneş küreyi ısıtınca su buharlaşıyor. Kubbede toplanan damlalar yanlardan akarak kürenin tabanında birikiyor. Yüksek ısı mikropları da öldürüyor ve ortaya tamamen temiz içme suyu çıkıyor. %100 yenilenebilir enerjiyle temizlenen sistem, günde 10 litre içme suyu sağlayabiliyor. 1200 Euro değerindeki sistem 30 yıl dayanıyor.

 

Paylaş:

Geri Dönüşümde Dünya Şampiyonu Olan Ülke

g1

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)’nin araştırmalarına göre, Almanlar çöplerinin %65’ini ayrıştırıyorlar ve değerlendirilmelerini sağlıyorlar. Öyle ki, bütün atık çeşitleri için ayrı renk kodları geliştirmişler ve çöplerini atarken karıştırma ihtimalleri neredeyse sıfır. Geri dönüştürülemeyen çöpleri ise tekrar kullanarak yakıt üretiyorlar veya farklı tasarımlarla yeni ürünler elde ediyorlar.

Geri dönüşüm ve çevreyi koruma konusunda Almanya’yı takip eden Güney Kore atıklarının %59’unu geri dönüştürüyor, Amerika ise %35’lik bir oranla gelişmiş ülkelerin ortalamasının biraz üzerinde yer alıyor. Belki şaşırtıcı olmayacak ama, örnek verdiğimiz bu ülkeler Türkiye’den kilometrelerce ilerideler. Çünkü Türkiye’deki çöpün %99’u depolama sahalarına gömülüyor.

Almanya’da da bu sisteme başkaldıranlar ve çöplerini ayrıştırmadan bir tek kutuya atanlar da oluyor. Hatta bu bireylerin bazıları, çöpünü ayrıştırarak atan komşularıyla alay ediyorlar. Fakat bu davranış Almanya’da cezasız kalmıyor.

Almanya’da plastikler ve diğer ambalaj atıkları sarı kutuya, kağıt ve kartonlar mavi kutuya, şişeler ise renklerine göre de ayrıştırılarak yeşil ve beyaz renkli kutulara atılıyor. Bir de kahverengi kutu var, yalnızca kompost atıkları, yani organik atıklar için ayrılmış çöp kutusu…

g2

Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) verilerine göre, diğer Avrupa ülkeleri de çöp konusunda en az Almanya kadar gayretli görünüyor. Avusturya, Belçika, İsviçre, Hollanda ve İsveç çöplerinin en az %50’sini geri dönüştürüyor ve büyük bir kısmı yeniden kullanılıyor.

Almanya’nın bu alandaki başarısının en önemli sebeplerinden biri ise çöp ve geri dönüşüm kutularının Otobüs durakları, tren istasyonları, okullar, parklar, şehir merkezleri ve hatta stadyumlar gibi pek çok noktada  ulaşılabilir olması olarak görünüyor

Tüm kutuların üzerinde yer alan Almanca ve İngilizce açıklamalar ise kutuların doğru kullanım oranının artmasını sağlıyor, ülkeyi ziyaret eden turistler de tıpkı yerliler gibi çöplerini nereye atacakları konusunda yönlendirilmiş oluyor. Bu da yeterli değilse, Almanların yere çöp atan insanları uyarma konusunda hiç utangaç olmadıkları aşikar…. Çöpünüzü ayrıştırmadığınızda uyarıldığınız bir ülkede yere çöp atmak gibi bir hata yapmak istemezsiniz.

Sonuç olarak hep birlikte hem Almanya’da, hem de Türkiye’de çöpümüze sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatıyor,Türkler olarak kısa zaman içerisindeyaşadığımız dünyanın değerini Almanlar kadar iyi bilebilmeyi umuyoruz.

Bu yazı Çöpüne Sahip Çık web sitesinden alınmıştır. Benzeri bir çok güzel yazıyı bu web sitesinden bulabilirsiniz.

 

Paylaş:

Drone’lar artık denizleri de temizliyor.

RanMarine tarafından geliştirilen ve denizlerdeki kirliliği önlemeyi amaçlayan su drone’u bir süredir gerçekleştirdiği pilot çalışmalardan olumlu geri dönüşler aldı ve pilot çalışma aşamasını başarıyla geçti. Denizlerde su yüzeyinde kalan çöpleri, plastikleri ve pis birikintileri toplayabilen drone bundan böyle daha farklı bölgelerde de karşımıza çıkabilir.

WasteShark adlı su drone’u iki farklı modelle geliyor. Bu modellerden bir tanesi uzaktan kumanda ile kontrol edilirken istenildiği yönlere yönlendiriliyor. Bir diğer model ise otonom sürüş özelliğine sahip. Daha önce belirlenmiş noktalarda devriye atan su drone’u, sürekli olarak o bölgedeki çöpleri temizliyor.

Günün 16 saati boyunca denizlerde çöp toplayan ve temizliği gerçekleştiren WasteShark, bu çalışma saatleri ile bir insan gücüne dayalı temizliğe göre çok daha verimli ve sürekli temizlik gerçekleştirebiliyor. WasteShark’ın çöp kapasitesi ise 200 litre hacminde. Bununla birlikte sadece çöp temizliği yapmayan akıllı drone, denizin derinliğini, sıcaklığı ve su kalitesini de ölçümleyerek önemli bir veri akışını sağlıyor ve bu verilerin biriktirilmesini sağlıyor.

Kullanım alanları olarak özellikle yoğun liman bölgelerinin belirlendiği WasteShark adlı drone, ilk testlerini de Rotterdam limanında tamamlamıştı. Drone ilk kez Dordrecht Belediyesi tarafından kullanıldı. Hollandalı firmanın amacı bu drone’un özelliklerini geliştirmeyi, Hollanda’da başka kentlerde de kullanılmasını ve belki de yakın gelecekte drone’u diğer ülkelere de ihraç etmeyi hedefliyor. RanMarine‘in bu hedefine ulaşması da mümkün gözüküyor, çünkü çevre dostu bu drone’un hem çevre temizliği hem de doğaya katkısı oldukça büyük.

Paylaş:

Bir dönem sona eriyor! Plastik Poşetler ücretli olacak…

Uzun zamandan beri gündemde olan ve geçtiğimiz ocak ayında yürürlüğe girmesi beklenirken 1 yıl ertelenerek yürürlük tarihi 1 Ocak 2019 olarak değiştirilen plastik poşetlerin ücretlendirilmesi uygulamasında sürpriz bir gelişme yaşandı.

TARİH ERKENE ALINDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan 100 günlük eylem planında plastik poşetlerin çevre koruma faaliyetleri kapsamında ücretlendirilmesi de yer aldı. Eylem planın açıklanmasıyla birlikte plastik poşetler için öngörülen takvim de erkene alınarak ücretlendirme işleminin ekim ayı sonuna kadar başlatılması bekleniyor.

RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANDI

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği (AB) mevzuatına uyum çalışmaları kapsamında hazırlanan Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği, geçtiğimiz yılın Aralık ayında Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.

ÜCRETSİZ DAĞITIM SONA ERECEK

Yeni yönetmeliğe göre plastik torbalar, mesafeli sözleşmelerle yapılan satışlar da dahil olmak üzere satış noktalarında tüketiciye ücretsiz temin edilemeyecek ve ücretsiz teminine imkan verecek herhangi bir promosyona veya kampanyaya dahil edilemeyecek. 15 mikron ila 50 mikron arası kalınlıkta olan plastik alışveriş poşetleri, market kasalarında tüketiciye ücretli olarak verilmeye başlanacak. Bu kalınlığın altında veya üstünde olan poşetler, eskiden olduğu gibi ücretsiz verilmeye devam edecek.

POŞET MALİYETİNDEN KURTARACAK

Bir poşetin doğada yok olmasının yüz yılları bulduğu göz önünde bulundurulursa çevreye pozitif anlamda ciddi katkı sunacak olan uygulama başta marketler olmak üzere çok sayıda iş yerini de büyük bir poşet yükünden kurtarmış olacak.

2025’TE YÜZDE 40’I GEÇEMEYECEK

Yönetmelik çerçevesinde 15-50 mikron arasında kalınlıktaki torbaların ülke genelinde yıllık kişi başına kullanılan torba adedinin; 31 Aralık 2019’a kadar yüzde 90’ı, 31 Aralık 2025’den itibaren ise yüzde 40’ı aşmayacak şekilde kullanımının azaltılması yönünde çalışma yapılıyor.

FİYATI BAKANLIK BELİRLEYECEK

3 ay içerinde yürürlüğe girmesi beklenen plastik torbalara ücret uygulamasında poşetlerin ücretleri sektör temsilcilerinin görüşleri de dikkate alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından belirlenecek. Söz konusu ücretin altında ise ücret tarifesi uygulanamayacak.

Poşete ücret uygulaması yerel yönetimler ve bakanlık personeli tarafından denetlenecek.

Paylaş:

Ücretli torba uygulaması başarılı sonuç verdi

İngiltere’de 5 Ekim 2015’ten beri yürürlükte olan, tek kullanımlık plastik torbaların ücretli olması uygulamasının bu ürünlerin kullanımını önemli oranda düşürdüğü bildirildi.

Birleşik Krallık Çevre ve Kırsal İşler Bakanlığı açıklamasına göre ülkenin yedi büyük süpermarketindeki plastik torba kullanımı sayısı, torba başına 5 penilik ücret getirilmesinin ardından yüzde 86 oranında geriledi.

Bakanlığın açıkladığı verilere göre ülkedeki tüm süpermarket zincirlerinde ise 2017/2018 mali yılında, 2016/2017 mali yılına göre 289 milyon daha az poşet kullanıldı.

Ülkedeki süpermarketlerde kişi başı torba kullanımı sayısı ise aynı dönemlerde 38’den 32’ye geriledi.

Ülkedeki en büyük yedi market zincirinde uygulama yürürlüğe girmeden önce 2014 yılında 7,4 milyar torba kullanılmıştı.

Paylaş:

Plastik kullanımını yasaklamamalıyız!

İnsanlığın plastikle ilişkisi şizofreniktir.

Modern yaşamın hemen her alanında, su şişelerinden uçağa kadar plastikler hayatımızın tam merkezindedir. Plastikler olmadan, hayatlarımız aynı kalitede ve kolaylıkta olmazdı. Bununla birlikte, kullandığımız plastiklerin atık haline geçmesiyle, sokaklarımızda, nehirlerimizde ve hatta okyanuslarda ki canlıların bünyelerinde rastlar hale geldik. Bilim adamları 30 yıl içinde okyanuslarda balıktan daha fazla plastik atıkların yer alacağını öngörüyorlar. Bu öngörü elbette çok ürkütücü. Çünkü hiçbir plastik okyanuslara karıştıktan sonra sonsuza kadar orada kalmaz. Bunu düşünmek aptallık olur. Balıklar veya diğer canlılar tarafından yenen plastikler büyük hasarlara yol açarak onları yiyen canlıların bedenlerinde yol almaya ve zarar vermeye devam eder.

Çevrecilerin birçoğu ise plastiklerin yasaklanması için çağrılarda bulunuyorlar. Yasaklanması talebinin temelinde plastiklerin doğada uzun süre bozulmadan kalabiliyor olması. Aslında işte tam da bu yüzden plastikler muazzam ve değerli varlıklar değil mi!

Düşünsenize, 500 yıl yok olmayacak bir malzeme gerçekten de değerlidir. Onu neredeyse sonsuz kez yeniden kullanabilirsiniz. Dolayısıyla asıl sorun plastiğin kendisi veya atığı değil. Plastiğin sorumsuzca kullanılması ve kullanıldıktan sonra yine sorumsuz şekilde doğaya terk edilmesi, yeniden kullanılmaması.

Dünya nüfusunun sürekli artması, buna paralel olarak tüketimin de artması sürecinde sonsuz kez yeniden kullanılabilen bu plastik malzemelerin varlığı biz insanoğlu için aslında çok büyük bir şans.

Asıl çözüm plastiği yasaklamak değil, plastikleri sorumlu şekilde kullanmak ve yine kullanılan plastiklerin geri dönüştürülmesini sağlamak.

İşte bu noktada yani plastiğin geri dönüştürülmesinde dikkat edilmesi gereken asıl nokta plastik geri dönüşümünün karmaşık bir konu olmasıdır. Çünkü plastiklerin kalite tipleri vardır. Bu kalite tiplerine göre bazıları ticari olarak geri dönüştürülebilir plastik tipine girmemektedir. İşte bu farklı tip kalitede ki plastikleri toplama, ayırma ve geri dönüştürülemediği için bertarafı ile ilgili çalışmaların ve sosyal farkındalığın arttırılması önem kazanmaktadır.

Plastiklerin geri dönüşüm sürecini hızlandırmak ve ticarileştirmek için kapsamlı bir yasal ve politika çerçevesi oluşturulmalıdır. Sorumlu kullanım ve geri dönüşüm hakkında gerekli sosyal farkındalığı arttırmak plastik endüstrisinin sorumluluğundadır. İnsanlara plastiğin değerli olduğunu gösterebilirsek, herhangi bir yere plastik atık bulamazsınız.

Dünya Çevre Günü 2018’in ev sahibi olan Hindistan, tek kullanımlık plastiği ortadan kaldırarak örnek teşkil etmektedir. Yasanın sıkı uygulanması burada kilit konu. Eğer Hindistan, Çin, ABD ve AB de dahil olmak üzere dünyanın en büyük güçleri bu yasağı bir politika düzeyinde ortaya koyarsa, dünyanın geri kalanına da kolayca yerleşecektir.

İnsanlık, mevcut karbon ayak izimiz göz önüne alındığında, her şeyi yeniden kullanmanın ve geri dönüştürmenin en önemli şey olduğunun farkına varmalıdır. Şu anda ekolojik kaygıları yerine getirme yükümlülüğü olarak düşünüyoruz. Fakat plastik kullanımını azaltmak bir yükümlülük değildir – yaşamlarımız onlara bağlıdır. Dünyayı korumak, kendimiz için iyi bir yaşam ortamı oluşturmaktan farklı değildir. Çünkü hayatlarımız entegre şekilde birbirine bağlıdır. İyi bir dünya olmadan iyi bir yaşam da olamaz.

Kalkınma ve ekonomi hakkındaki fikirlerimiz ve bakış açılarımız bizi bu gerçeklikten uzaklaştırdı. Yaşam ve dünya hakkında sahip olduğumuz hayali sonuçların artık işe yaramadığını anlamanın zamanı geldi. Daha olgun düşünebilmeli ve daha doğru şeyler yapmalıyız. Bu olgunluk iş, endüstri ve devletten gelmelidir.

Yaşamlarımızda, zaten yapamadığımız şeyi yapmazsak, bu bir problem olmaz ama yapabileceklerimizi yapmazsak, işte bu bir problemdir.

Yapabileceklerinizi gerçekten yapabilmeniz dileğiyle.

World Economic Forum sitesinde ki Sadhguru tarafından yazılan bu yazıdan yararlanılmıştır. 

Paylaş:

Gezegen mi Plastik mi?

National Geographic dergisi, “Gezegen mi, Plastik mi ?”adı verilen bilgilendirici ve şok edici bir kampanya başlattı.

Birçoğumuz çevremizde çok fazla plastik olduğunun farkındayız. Hepimiz çok büyük bir soruna katkıda bulunduğumuzu bilerek, çöp kutusuna doğrudan bir başka tek kullanımlık plastik ambalaj attığımızda, kendimizi biraz suçlu hissediyoruz. Ama, ya plastik bağımlılığımızın korkunç sonuçlarıyla yüz yüze karşılaşsaydık, sonuç ne olurdu? Neler hissederdik!

Bu kampanyanın amacı insanları tek kullanımlık plastik kullanımlarını yeniden gözden geçirmelerini sağlatmak ve en azından bilinç oluşturmak. Eğer bu başarılı olursa ürünleri plastik ambalajlarda sunan üreticilerin baskı altına alınarak daha bilinçli şekilde plastik kullanımı azaltılabilir.

Bu konuda da ilk adımı kendileri atıyor ve her ay abonelerine poşet içinde sunulan dergi bu uygulamasını sonlandırdı ve artık dergilerinin ambalajlarında tek kullanımlık poşet kullanılmayacağını açıkladı.  Hatta derginin kendisi bildiğiniz gibi plastik ağırlıklı kağıda basılmaktaydı ve bundan böyle baskılarında plastiğe göre daha çevreci olan kağıt kullanılacak.

“Fotoğrafçı, bu leyleği İspanya’daki bu depolama sahasındaki plastik torbadan kurtardı. Bir torba bir kereden fazla kullanılabilir ama Leyleklerin bir canı var! ” Resim: John Cancalosi / National Geographic

Son sayısında dünyada ki plastik kirliliğine dikkat çeken dergi; yürek burkan fotoğraflarla da bu kampanyasını destekliyor.

Her yıl 9 milyon ton plastik atık doğaya bırakılıyor. Bu plastik atıklar doğada plastik zinciri oluşturarak doğal bir çevrim oluşturuyorlar. Burada ki doğaldan kastımız kendiliğinden, doğanın katkıda olduğu bir çevrimden bahsediyorum.  Bu çevrim sonrasında plastik atıklar gıda zincirimize geçiyorlar. Bu da hiç istemediğimiz durumlardan biri.

Bilim adamları şimdilerde plastiklerin doğadaki bu zincirlerini ve hangi aşamalarda hangi miktarlarda gıda zincirlerimize dahil olduklarını araştırıyorlar.

National Geographic CEO’su Gary E. Knell;

“130 yıl boyunca National Geographic gezegenimizin hikayelerini belgeledi ve dünyadaki izleyicilere dünyanın nefes kesici güzelliklerinin yanı sıra karşılaştığı tehditlere bir pencere ekledi.”

“Her gün, kâşiflerimiz, araştırmacılarımız ve fotoğrafçılarımız, tek kullanımlık plastiğin okyanuslarımız üzerindeki yıkıcı etkisini ilk elden görüyor ve durum gittikçe kötüleşiyor.”

National Geographic kaşifleri de tanık oldukları tüm bu anları fotoğraflamış ve son sayısında bu fotoğraflara yer vererek bilinç düzeyinin artmasını ve plastik kullanımının azaltılmasını hedefliyorlar.

Sizler için bazı fotoğrafları aşağıda derledik;

Paylaş:

Bu kafede para yerine plastik geçiyor.

Belçika merkezli Ecover isimli bir şirket, müşterilerin geri dönüştürülebilir plastik atıklarla “ödeme” yapabildiği geçici bir kafeyi The Rubbish Cafe‘yi kurdu. Eşsiz mağaza, Londra’daki Covent Garden’da.

Kafe, iç mekan tasarımı tasarımcı Max McMurdo tarafından,  Vejeteryan ve sıfır atık konseptiyle oluşturulan menüsü ise Tom Hunt tarafından oluşturuldu. Tahmin edeceğiniz gibi, yiyeceklerin çoğu meyve, enteresan lezzetli ekmeği, tahıl kaseleri ve pirinç ağırlıklı olmak üzere vegan dostu.

Ecover, önümüzdeki üç yıl boyunca ürünleri için daha fazla geri dönüştürülmüş plastik kullanmayı hedefledi. Geçtiğimiz Ekim ayında şirket, %50’si okyanuslardan toplanan plastik atıklardan oluşan bir deterjan şişeleri üretti. Ayrıca, tek kullanımlık plastik kullanımını ortadan kaldırmak için bir çok girişimi var.

“Plastik üretimi için tamamen yeniden düşünmemiz gerektiğine inanıyoruz” diyen şirket; “Nasıl yaparız, nasıl kullanırız ve nasıl tekrar kullanırız! Sanayi ve plastik üreticileri bir bütün olarak daha fazla sorumluluk almalı, çünkü plastik gibi dayanıklı bir malzemeyi tek kullanımlık olarak kullanmak sistematik olarak yanlıştır.”

Rubbish Cafe, tek kullanımlık plastiklerin kullanımına dair farkındalık oluşturmak için başlı başına ayrı bir proje. Bunlar, geri dönüştürülebilir şişeler, çorba kapları ve sağlıklı yiyecekler ve içecekler için kullanılabilecek plastikler. TV, radyo, web siteleri ve sosyal medyada yerel olarak yoğun bir şekilde reklamı yayınlandı. (Sizlerde desteğinizi #LetsLiveClean etiketiyle sosyal medyadan gösterebilirsiniz.)

Ecover’ın planlarında bir çok farklı sürdürülebilir projeleri var. Yüzde 100 geri dönüştürülmüş plastikten yapılmış yeni bir bulaşık deterjanı bunlardan sadece bir tanesi. 2020 yılına kadar, tüm şişelerinin geri dönüştürülmüş ürünlerden yapılmasını hedefliyor ve yüksek yoğunluklu polietilen plastiği hakkında yeniden düşünülmesi gerektiğini ifade ediyorlar.

Ayrıca 2020 yılına kadar, çöp kutusuna ulaşmasa bile çevreye zarar vermeyecek biyolojik olarak bozunabilir ambalajın test edilmesini planlıyorlar. Bazı örnekler patates bazlı plastik veya lif bazlı odun hamuru kullanmayı içeriyor.

Her şeyin geri dönüştürülmesi imkansız hale elbette gelecek ama atıkları azaltmak için atılan ilk adımların, doğayı korumak için atılacak son adımdan daha hayati olduğunun farkındalar.

Paylaş:
En yukarı