Bilimkurgu filmleri gerçek oldu!; ‘Duman Yutan Kule’

Kurin Systems adlı hava filtreleme girişimi, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’ye 12,9 metrelik bir hava temizleme kulesi inşa etmek istiyor.

Her yıl Ekim ayında Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi, Diwali festivali yüzünden aşırı hava kirliliğine maruz kalıyor. Salı günü yapılan ölçümlere göre şehrin farklı noktalarındaki PM10 seviyeleri tehlikeli bir seviye olan 700’ün üzerindeydi. Bu sorunu çözmek için Yeni Delhi yakınlarında faaliyet gösteren bir girişim, dev bir kirli hava temizleme kulesi inşa etmek istiyor.

Kurin Systems adlı hava filtreleme girişimi, 12 metreden uzun bir hava temizleme filtresi inşa ederek, 3 km çevredeki 75 bin kişiye temiz hava sağlamayı planlıyor. Şirket günde 32 milyon metreküp temiz hava üretebileceğini iddia ediyor. Hava temizleyici, 48 adet fan ve 9 aşamalı filtreleme sistemi kullanarak saatte 1,3 milyon metreküp temiz hava üretecek.

Dünyanın en güçlü hava filtresi

Dünya Fikri Mülkiyet Organizasyonu yakın zamanda Kurin Systems’a dünyanın en büyük ve en güçlü hava filtresi için bir patent verdi. ‘City Cleaner’ adlı kule, 12,9 x 6,1 x 6,1 metre boyutlarında inşa edilecek. Şirket, kazaların engellenmesi için hava temizleyicinin etrafında 9,1 metre genişliğinde boş alan olması gerektiğini söylüyor.

Şirketin kurucusu Pavneeth Singh Puri “Bu cihaz sadece güneş enerjisi ile de çalışabilir ancak bunun için daha fazla alana ihtiyacımız var. Şimdiden, güneş panellerini yerleştirecek ortaklarla görüştük. Bu cihazın çevre dostu olması için şehrin elektriğini kullanmadan çalışmasını istiyoruz.” şeklinde konuştu.

Çin’deki kuleden daha farklı

Şu anda Çin’in Xian şehrinde bulunan 100 metre uzunluğundaki hava temizleme kulesi, dünyanın en uzun hava temizleyicisi olarak rekoru elinde bulunduruyor. Ancak farklı bir teknikle çalışan bu kule günde 10 milyon metreküp temiz hava sağlıyor. Puri “Bizim kulemiz Çin’dekinden farklı şekilde iyonlaşma teknolojisi kullanmayacak. Biz PM10 ve üstü görünür parçacıkları temizlemek için ön filtreleme kullanıyoruz. DAha sonra H14 seviyesi HEPA filtre PM 2,5 parçacıkların yüzde 99,99’unu temizliyor. Son olarak aktif karbon filtresi diğer tüm parçacıkları, uçucu organik bileşikleri (VOC) ve kokuları filtreliyor.” diyor.

Şirket şimdiden bu projenin hayata geçirilmesi için yetkililerle konuşmaya başladı. Puri, onay alınması durumunda kulenin inşaatının dört ay süreceğini ve 17,5 ila 20 milyon Rupi (1,3 – 1,5 milyon Lira) civarında maliyeti olacağını söylüyor.

Kaynak: The Next Web / DünyaHalleri
Paylaş:

Kirli suyu güneşle arıtan küre

Dünya’da 780 milyon insanın içme suyuna erişimi yok. İlerde su savaşlarının yaşanmasından kaygılanırken araştırmacılar da temiz suya erişim için çözümler üretiyorlar. İşte bunlardan biri kirli suyu veya deniz suyunu güneşle temizleyebiliyor…

Fotoğraftaki plastik küre, kirli suyu içme suyuna dönüştürüyor. Adı Helio ve Fransız firması Marine Tech tarafından geliştirildi.

Deniz suyu veya çamurlu su, Helio’nun ortasındaki kaba pompalanıyor. Güneş küreyi ısıtınca su buharlaşıyor. Kubbede toplanan damlalar yanlardan akarak kürenin tabanında birikiyor. Yüksek ısı mikropları da öldürüyor ve ortaya tamamen temiz içme suyu çıkıyor. %100 yenilenebilir enerjiyle temizlenen sistem, günde 10 litre içme suyu sağlayabiliyor. 1200 Euro değerindeki sistem 30 yıl dayanıyor.

 

Paylaş:

Geri Dönüşümde Dünya Şampiyonu Olan Ülke

g1

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD)’nin araştırmalarına göre, Almanlar çöplerinin %65’ini ayrıştırıyorlar ve değerlendirilmelerini sağlıyorlar. Öyle ki, bütün atık çeşitleri için ayrı renk kodları geliştirmişler ve çöplerini atarken karıştırma ihtimalleri neredeyse sıfır. Geri dönüştürülemeyen çöpleri ise tekrar kullanarak yakıt üretiyorlar veya farklı tasarımlarla yeni ürünler elde ediyorlar.

Geri dönüşüm ve çevreyi koruma konusunda Almanya’yı takip eden Güney Kore atıklarının %59’unu geri dönüştürüyor, Amerika ise %35’lik bir oranla gelişmiş ülkelerin ortalamasının biraz üzerinde yer alıyor. Belki şaşırtıcı olmayacak ama, örnek verdiğimiz bu ülkeler Türkiye’den kilometrelerce ilerideler. Çünkü Türkiye’deki çöpün %99’u depolama sahalarına gömülüyor.

Almanya’da da bu sisteme başkaldıranlar ve çöplerini ayrıştırmadan bir tek kutuya atanlar da oluyor. Hatta bu bireylerin bazıları, çöpünü ayrıştırarak atan komşularıyla alay ediyorlar. Fakat bu davranış Almanya’da cezasız kalmıyor.

Almanya’da plastikler ve diğer ambalaj atıkları sarı kutuya, kağıt ve kartonlar mavi kutuya, şişeler ise renklerine göre de ayrıştırılarak yeşil ve beyaz renkli kutulara atılıyor. Bir de kahverengi kutu var, yalnızca kompost atıkları, yani organik atıklar için ayrılmış çöp kutusu…

g2

Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) verilerine göre, diğer Avrupa ülkeleri de çöp konusunda en az Almanya kadar gayretli görünüyor. Avusturya, Belçika, İsviçre, Hollanda ve İsveç çöplerinin en az %50’sini geri dönüştürüyor ve büyük bir kısmı yeniden kullanılıyor.

Almanya’nın bu alandaki başarısının en önemli sebeplerinden biri ise çöp ve geri dönüşüm kutularının Otobüs durakları, tren istasyonları, okullar, parklar, şehir merkezleri ve hatta stadyumlar gibi pek çok noktada  ulaşılabilir olması olarak görünüyor

Tüm kutuların üzerinde yer alan Almanca ve İngilizce açıklamalar ise kutuların doğru kullanım oranının artmasını sağlıyor, ülkeyi ziyaret eden turistler de tıpkı yerliler gibi çöplerini nereye atacakları konusunda yönlendirilmiş oluyor. Bu da yeterli değilse, Almanların yere çöp atan insanları uyarma konusunda hiç utangaç olmadıkları aşikar…. Çöpünüzü ayrıştırmadığınızda uyarıldığınız bir ülkede yere çöp atmak gibi bir hata yapmak istemezsiniz.

Sonuç olarak hep birlikte hem Almanya’da, hem de Türkiye’de çöpümüze sahip çıkmamız gerektiğini hatırlatıyor,Türkler olarak kısa zaman içerisindeyaşadığımız dünyanın değerini Almanlar kadar iyi bilebilmeyi umuyoruz.

Bu yazı Çöpüne Sahip Çık web sitesinden alınmıştır. Benzeri bir çok güzel yazıyı bu web sitesinden bulabilirsiniz.

 

Paylaş:

ISO 50001:2018 Enerji Yönetim Sistemi Standardı yayınlandı.

ISO 50001:2018 Standardı nedir? 

En başta konuya pek hakim olmayanlar için kısaca ISO 50001:2018 nedir bunu bir açıklayalım.

ISO 50001, kuruluşların enerjiyi daha verimli kullanmalarına ve daha iyi enerji yönetimini, iş stratejisine entegre etmelerine yardımcı olan Uluslararası kabul görmüş bir standarttır. Bunu, kuruluşun enerji performansını sürekli olarak geliştiren ve para tasarrufu sağlayan bir enerji yönetim sisteminin (EnYS) nasıl uygulanacağını ve sürdürüleceğini özetleyerek yapar.

Bu standart kimin içindir?

Türü, boyutu, karmaşıklığı, coğrafi konumu, organizasyon kültürü veya sunduğu ürün ve hizmetlerden bağımsız olarak herhangi bir kuruluş tarafından kullanılmak içindir. Özellikle:

  • Maliyetleri ve karbon emisyonlarını azaltmak için enerji yönetimini geliştirmek isteyen herhangi bir kuruluş
  • Enerji yönetim sistemi uygulamak isteyen herhangi bir kuruluş
  • Enerji yönetimi için uluslararası kabul görmüş en iyi uygulama anlayışını geliştirmek isteyenler
  • Enerji yönetim sistemlerini geliştirmek isteyen ISO 14001 kullanıcıları

Bu standardı rahatlıkla kullanabilir ve uygulayabilirler.

Bu standardı neden kullanmalısınız?

Bir EnYS’nin uygulanması, enerji performansını sürekli olarak geliştirmek için gerekli sistematik bir yaklaşım sunar. EnYS, bir kuruluşun enerji hedeflerini belirlemesine ve ulaşmasına, enerji performansını iyileştirmek için harekete geçmesine ve sonuç olarak verimlilik ve maliyet tasarruflarından faydalanmasını sağlar.

Kuruluşların enerji maliyetlerini azaltmalarına, daha sürdürülebilir bir şekilde büyümelerine, daha esnek olmalarına ve mevzuatlara uymalarına yardımcı olur. Standart:

  • Kuruluş tarafından yönetilen ve kontrol edilen enerji performansını etkileyen faaliyetlere uygulanır.
  • Tüketilen enerji miktarından, kullanımından veya türünden bağımsız olarak uygulanır.
  • Sürekli enerji performansında iyileşme gösterilmesini gerektirir, ancak elde edilecek enerji performansı iyileştirme düzeylerini tanımlamaz.
  • Bağımsız olarak kullanılabilir veya diğer yönetim sistemleriyle uyumlu veya entegre edilebilir

Son güncellemeden bu yana ne değişti?

Bu revizyon, ISO’nun yeni üst düzey yapı (High Level Structure) terimlerini, tanımlarını ve başlıkları içermekte, böylece 2018 standardını diğer kilit yönetim sistemleri standartlarına uygun hale getirmektedir. Bu sürümü, şimdi de ‘HLS’ formatında olan ISO 9001 ve ISO 14001 ile uyumlu ve daha kolay entegre edilmesini sağlıyor.

Diğer önemli değişiklikler ve faydalar şunlardır:

  • Liderliğin sorumluluğuna daha güçlü bir vurgu
  • Enerji performansı ile ilgili temel kavramların netleştirilmesi
  • Veri toplama ve normalleştirme konusunda geliştirilmiş bölümler
  • Gerçek dünyadaki standardın kullanılmasının yedi yılını yansıtan ek küçük revizyonlar

 

Paylaş:

Çin’deki 60.000 Asker, Hava Kirliliği ile Savaşmak İçin 32.400 Dönümlük Ağaç Dikecek

Çin’in hava kirliliği, şehirleri saran is ve pis kokular yüzünden yıllar boyunca haberlere konu oldu. Kötü hava kalitesi, okulların öğrenciler için saha gezilerini durdurmasına veya iptal etmesine, çiftçilerin mahsullerinin sağlığı üzerinde panik yapmasına ve ebeveynlerin çocuklarını dışarıda oynamalarını yeniden düşündürmeye sevk etmiştir.

Yılda bir milyondan fazla erken ölümün sebebi olarak görülen kirlilikle Çin, hava kirliliği ile mücadele etmenin yollarını aramaya devam ediyor. En son başlayan tedbir ise, yaklaşık olarak İrlanda büyüklüğünde bir alan olan 32.400 dönümlük araziye, 60.000 asker ile birlikte yeniden ağaçlandırılması projesi.

Halkın Kurtuluş Ordusu ve aynı zamanda ülkenin silahlı polis gücünün büyük bir alayı ülkenin orman alanını artırmak için görevlendirildi. China Daily gazetesinin bildirdiğine göre, Çin ormanlık alanlarını toplam arazi alanının yüzde 21’inden 2020 yılına kadar yüzde 23’e çıkarmak hedefleniyor.

Çin, 88.96 kirlilik endeksi ile dünyanın en kirli altıncı ülkesi.

2015 yılında, Çin’deki 1,1 milyondan fazla insanın hava kirliliğinden öldüğü tahmin ediliyor ve bu da zehirli havanın neden olduğu en yüksek ölüm sayısı.

Geçtiğimiz yıl, Çin hükümeti, Doğu Denizi’nin ortasından Orta Asya’nın uçlarına kadar 300 yeni eko kent inşa etme planları da dahil olmak üzere, hava kalitesini artırarak karbon ayak izini tersine çevirmek için diğer iddialı girişimleri açıkladı. Güneyde, tüm valilik düzeyindeki şehirlerin yüzde 80’i şu anda yapım aşamasında olan en az bir eko-şehir projesine sahip.

Hükümet ayrıca, her yıl yaklaşık 10.000 ton karbondioksitin ve her yıl 57 ton kirleticinin emilmesini sağlayacak kadar güçlü, 40 bin ağaçlık bir Orman Şehri’ni de oluşturdu. Mimar Stefano Boeri tarafından tasarlanan Liuzhou Orman Şehri, önümüzdeki birkaç yıl içinde 30.000 kişiye ev sahipliği yapacak.

Amaç, Çin’in yeni kentsel gelişmelerinin yüzde 50’sinden fazlasının “eko”, “yeşil” ve “düşük karbon” özellikli olması, çevreye ve bölgede yaşayan vatandaşlarının sağlığına büyük etkisi olabilecek bir proje. Ayrıca, 2040 yılına kadar fosil yakıtla çalışan araçların üretimini ve satışını yasaklama planlarını da açıkladı.

Paylaş:

Sera gazının yüzde 8’i “hesaba katılmayan” turizm kaynaklı

Bilim insanları artan küresel turizmin iklim değişikliğine yol açan sera gazı salınımlarını yükselttiğini açıkladı. Almanya, ABD ve Çin turizm ile çevreyi en çok kirletenler.

İklim değişikliği ile mücadele konusunda Almanya’nın Bonn kentinde bir araya gelen bilim insanları dünyadaki sera gazı salınımlarının on ikide birinin turizm sektörü kaynaklı olduğunu açıkladı.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreteryası bünyesinde 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması’nın “kural kitabını” oluşturmak üzere toplanan bilim insanları, 160 ülkede yapılan araştırma uyarınca iklim değişikliğine en fazla olumsuz katkıyı Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Almanya ve Hindistan’da seyahat eden insanların yaptığını kaydetti.

En son verilere göre turizm sektöründeki uçuşlar, konaklama ve yeme-içme, hatta hediyelik eşyaların üretimi 2013 yılında küresel çapta 4,5 milyar ton karbondioksit salınımına yol açtı. Bu sayı 2009’da 3,9 milyar ton olarak kayıtlara geçmişti.

Mevcut öngörülere göre 2025 yılına gelindiğinde turizm sektörü kaynaklı sera gazı salınımlarının yılda 6,5 milyar tona ulaşacağı tahmin ediliyor. Araştırmacılar uçak yolculuklarının tek başına en büyük paya sahip olduğunu kaydederken, jet yakıtı tüketmenin atmosfere verdiği zarar dikkate alındığında, uçak bileti fiyatlarının çok daha fazla olması gerektiğini savundu.

Ancak turizmin sera gazı salınımlarındaki yüzde 8’lik payına karşın, sektörün bu konuda “ilerleme” kaydettiğini belirten BM İklim Değişikliği Sekreteryası Başkanı Patricia Espinosa, “(Turizm) endüstrisinin sattığı birçok ürün çevrenin korunması, muhafaza edilmesi ve kollanmasına bağımlı” şeklinde konuştu.

Turizm sektörü küresel sera gazı salınımlarının yüzde 8’ine karşılık geliyor

“Karbon ticareti ve vergileri gerekli”

Araştırmacılar, turizm sektöründeki salınımı kontrol altında tutmak için daha fazla karbon vergisi uygulanması ve havacılık sektöründe karbondioksit ticaretinin arttırılması gerektiğini kaydetti.

Havacılık sektörünün tüm dünyadaki sera gazı salınımlarının yüzde 2’sine tekabül ettiğini kaydeden bilim insanları, bunun dünyadaki en fazla salınım yapan 12’inci ülke kadar yüksek bir miktara ulaştığını belirtti.

Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA)  verilerine göre hızla büyüyen havacılık sektörünü hacminin 2036 yılına kadar ikiye katlanarak yılda 7,8 milyar yolcuya ulaşması bekleniyor.

2015 yılında imzalanan Paris İklim Anlaşması turizm ve havacılık sektörlerini dikkate almadan hazırlanmıştı. Anlaşma uyarınca küresel ısınmanın 2 santigrat derecenin altında tutulması hedefleniyor.

Ancak bilim insanlarına göre hâlihazırda 1 santigrat derece ısınmış dünyadaki küresel ısınmayı toplam 3 santigrat derecede tutmak bile oldukça zor görünüyor.

Paylaş:

Bir dönem sona eriyor! Plastik Poşetler ücretli olacak…

Uzun zamandan beri gündemde olan ve geçtiğimiz ocak ayında yürürlüğe girmesi beklenirken 1 yıl ertelenerek yürürlük tarihi 1 Ocak 2019 olarak değiştirilen plastik poşetlerin ücretlendirilmesi uygulamasında sürpriz bir gelişme yaşandı.

TARİH ERKENE ALINDI

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan 100 günlük eylem planında plastik poşetlerin çevre koruma faaliyetleri kapsamında ücretlendirilmesi de yer aldı. Eylem planın açıklanmasıyla birlikte plastik poşetler için öngörülen takvim de erkene alınarak ücretlendirme işleminin ekim ayı sonuna kadar başlatılması bekleniyor.

RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANDI

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Avrupa Birliği (AB) mevzuatına uyum çalışmaları kapsamında hazırlanan Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği, geçtiğimiz yılın Aralık ayında Resmi Gazete’de yayımlanmıştı.

ÜCRETSİZ DAĞITIM SONA ERECEK

Yeni yönetmeliğe göre plastik torbalar, mesafeli sözleşmelerle yapılan satışlar da dahil olmak üzere satış noktalarında tüketiciye ücretsiz temin edilemeyecek ve ücretsiz teminine imkan verecek herhangi bir promosyona veya kampanyaya dahil edilemeyecek. 15 mikron ila 50 mikron arası kalınlıkta olan plastik alışveriş poşetleri, market kasalarında tüketiciye ücretli olarak verilmeye başlanacak. Bu kalınlığın altında veya üstünde olan poşetler, eskiden olduğu gibi ücretsiz verilmeye devam edecek.

POŞET MALİYETİNDEN KURTARACAK

Bir poşetin doğada yok olmasının yüz yılları bulduğu göz önünde bulundurulursa çevreye pozitif anlamda ciddi katkı sunacak olan uygulama başta marketler olmak üzere çok sayıda iş yerini de büyük bir poşet yükünden kurtarmış olacak.

2025’TE YÜZDE 40’I GEÇEMEYECEK

Yönetmelik çerçevesinde 15-50 mikron arasında kalınlıktaki torbaların ülke genelinde yıllık kişi başına kullanılan torba adedinin; 31 Aralık 2019’a kadar yüzde 90’ı, 31 Aralık 2025’den itibaren ise yüzde 40’ı aşmayacak şekilde kullanımının azaltılması yönünde çalışma yapılıyor.

FİYATI BAKANLIK BELİRLEYECEK

3 ay içerinde yürürlüğe girmesi beklenen plastik torbalara ücret uygulamasında poşetlerin ücretleri sektör temsilcilerinin görüşleri de dikkate alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından belirlenecek. Söz konusu ücretin altında ise ücret tarifesi uygulanamayacak.

Poşete ücret uygulaması yerel yönetimler ve bakanlık personeli tarafından denetlenecek.

Paylaş:

Dünyada ki en kalabalık canlı türü

İnsanoğlu, dünya üzerinde ki tüm canlı yaşamını dikkate aldığımızda sayı bakımından önemsiz ama diğer canlılar üzerinde baskı kurması bakımından bakıldığında ise en baskınıdır.

Neden mi böyle yazdım? Çünkü güncel bir araştırmaya göre dünya üzerinde ki 7.6 milyar insan yine dünya üzerinde ki tüm canlı sayısının sadece % 0.01’ini karşılık geliyor.

Ve bu %0.01’lik kesim medeniyetin ortaya çıkmasından bu yana diğer tüm canlı türlerinin %83’ünün kaybına neden olmuştur. Düşünebiliyor musunuz, %0.01 > %83

Şimdi aklınızda diğer %’lik dilimleri nelerin oluşturduğunu ve bu detaylandırmanın nasıl oluştuğunu merak ediyorsanız okumaya devam edebilirsiniz.

Her canlı sınıfının dünya üzerinde ki varlık yoğunluğunu yeniden sorgulamamızı sağlayan araştırmaya göre tüm canlıların %13’lük kısmını insan yaşamında da önemli bir yer tutan bakteriler oluşturuyor. Fakat bitkiler tüm canlıların %83’lük gibi en büyük kısmını oluşturarak diğer tüm canlı nüfusunun en büyük kısmını oluşturmakta.

İnsan dışında yer alan diğer canlılar olan böceklerden mantara ve balıklara kadar olan diğer tüm canlılar ise biyokütlenin %5’ini oluşturuyor.

Detaylara inildiğinde çok enteresan sonuçlar karşımıza çıkıyor. Örneğin kuş türlerinin dağılımına baktığımızda doğada bulunan kuşların toplam kuş nüfusuna oranı sadece %30. Diğer geri kalan %70’lik kısım ise çiftlik tavukları oluşturuyor. Dünyada ki memelilerin nüfus dağılımına baktığımızda ise %60’ı sığırlar ve binek hayvanları oluştururken, bunu %36 ile insanlar, %4’ü ise vahşi hayvanlar oluşturuyor.

Araştırmayı yapan ekip bu durumun oldukça şaşırtıcı olduğunu dile getirdi. Çünkü yaban hayatı anlatan veya diğer belgesellerde hep kuş sürülerini görürdük ve bu sürüler çok ama çok kalabalık görünürdü bizlere. Ama yapılan bu araştırma neticesinde kuş nüfusunun çoğunluğunu çiftlik tavuklarının oluşturduğunu görmemiz bizleri de çok şaşırttı.

Çiftliklerin yapımı için doğal olarak birçok ağaç sahası ve yabani habitat yok ediliyor. Dünya tarihine bakıldığında 4 milyar yıllık bu sürecin sonunda kitlesel yok oluşların başlangıcının bu gibi adımlar olduğu düşünülüyor. Dünya’da ki hayvanların yarısının son 50 yılda kaybolduğu düşünülüyor.

Sanayi devriminin de bu oranlarda etkili olduğu yadsınamaz fakat okyanuslarda ki üç yüz yıl boyunca süren balina avcılığı sebebiyle şu an balina nüfusunun %80 azaldığını söylemek mümkün.

Kitaplarda çocuklarımıza anlattığımız dünyanın aslında hiç gerçekçi olmadığını nasıl söyleyeceğiz bilemiyorum. Çocuk kitaplarında genellikle bir aslanın yanında bir zürafa, onun yanında bir fil veya zebra vardır. Ama eğer daha gerçekçi olmamız gerekirse bu kitaplarda inek, bir inek daha, bir inek daha ve bu ineklerin yanında tavuk, bir tavuk daha ve birkaç tavuk daha olması gerekirdi. Kulağa ne kadar da kötü geliyor değil mi?

İnsanoğlunun dünya üzerinde ki etkilerinin muazzam boyutlarda olduğunu biliyorduk ama bu rakamlar gerçekten tüm düşüncelerimizi bambaşka bir boyuta çıkardı. Bu canlı türlerinin nüfuslarına insanların yaptığı diyetlerin de çok etkili olduğu yapılan araştırmalarda karşımıza çıkıyor.

Sizin de aklınızda aynı soru var değil mi? Bu araştırmacılar bu oranları nasıl hesapladılar?

Elbette son teknolojiyi kullanarak. Büyük alanları tarayabilen uydu uzaktan algılama sistemleri ve bunlarla paralel çalışan mikroskobik gen dizilimini çözebilen yazılımlar başta olmak üzere birçok kaynaktan aldıkları verileri kullandılar.

Bir organizmanın sınıfı ve biyokütlesi değerlendirerek işe başladılar. Daha sonra dünya çapında bu organizmaların hangi ortamlarda yaşayabileceğini belirlediler. Bu belirlemede karbonu anahtar ölçü olarak kullandılar. Sonuçta 550 milyar ton element içeriğini tespit ettiler. Bundan sonrası ise daha kolaydı çünkü tüm bu elementleri canlılara göre oranlamak kalmıştı.

Paylaş:

Shell, Tam 30 Yıldır Küresel Isınmaya Sebep Olduğunu ve Sonuçlarının Ne Olacağını Biliyormuş!

Bu haber çoğu okuyucumuz tarafından tahmin edilebilecek bir bilgi olmasına karşın, bu olayın doğruluğunun belgeler ile kanıtlanması kesinlikle büyük bir olay. Zira olay, artık herkesin bildiği ama kimsenin dile getiremediği bir gerçek olmaktan çıkıp düpedüz kanıtlar ile ortaya atılmış durumda.

Shell bu tür konularda araştırmalar yapıp kamuoyundan saklayan tek çok uluslu enerji firması tabii ki değil. 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre Amerikan enerji devi Exxon da küresel ısınmanın bu şekilde dönülemez bir noktaya geleceğini 40 yıl öncesinden hesaplamış ve bu konuya dair herhangi bir yaptırama girmekten kaçınarak üç maymunu oynamıştı.

‘Sera Etkisi’ olarak adlandırılan Shell raporlarının ilki oldukça eski bir tarihe dayanıyor. 1988 yılında Shell’in yaptığı araştırma sonuçlarına göre: o tarihlerde şirket, küresel ısınmanın bugünkü geri dönülemez anlamda ilerleyişini öngörebilmiş, üstüne fosil yakıtın küresel ısınma üstünde doğrudan etkisi olduğunu herkesten önce öğrenmiş. Hatta Shell’in kendi yaptığı araştırmanın sonucu bir öneriye dayanıyor:  ‘Düzensiz iklim değişiklikleri deniz seviyesinin yükselmesine, okyanusların asitleşmesine ve dünya geneli negatif anlamda göçlere sebep olacak, lütfen bu konuya dair önlem politikalarını mümkün olduğunca erken oluşturmaya başlayın.” Okumaya devam et Shell, Tam 30 Yıldır Küresel Isınmaya Sebep Olduğunu ve Sonuçlarının Ne Olacağını Biliyormuş!

Paylaş:
En yukarı