Entegre Yönetim Sistemi Standartları arasındaki ilişki

ISO 9001:2015, ISO 14001:2015, ISO 14001:2004, ISO 50001:2011 ve OHSAS 18001:2007 standart maddelerinin birbirleriyle eşleştirmesini yapmaya çalıştım. Entegre yönetim sistemi kurmaya çalışan veya 2015 revizyonlarına geçiş yapacak arkadaşların ihtiyacını karşılayacağını düşünüyorum.

Yönetim Sistemleri karşılaştırma tablosu
Paylaş:

Yılda 18.000.000 (18 Milyon) ton sebze çöpe gidiyor.

Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu verilerine göre Türkiye’de her yıl 214 milyar liralık gıda israfı yapılıyor.

Bu miktarla 100 yataklı 80 hastane, yıllık 500 bin yolcu kapasiteli 18 havaalanı, 16 derslikli 500 okul, 300 öğrenci kapasiteli 250 yurt ve 500 kilometrelik bölünmüş yol gibi hizmetlerin herhangi biri yapılabilir.

Günde 4,9 milyon yılda 1,7 milyar ekmeği çöpe atan Türkiye’nin yıllık 18 milyon ton sebze ve meyvesi de çöpe gidiyor.

Küresel boyutta da durum pek iç açıcı değil. Dünya genelinde üretilen tüm yemeklerin üçte biri, yani yılda 1,3 milyar ton yemek israf ediliyor.

Ülke bazında ise; ABD’de de her yıl 38 milyon ton, Japonya’da 19 milyon ton yemek çöpe gidiyor. Diğer yandan Kanada’da israf edilen yemekler 31 milyar Dolar’a ulaşmış durumda. İspanya’da ise hanelerdeki yemek israfı yılda yaklaşık 3 milyar euroya karşılık geliyor.

Okumaya devam et Yılda 18.000.000 (18 Milyon) ton sebze çöpe gidiyor.

Paylaş:

Shell, Tam 30 Yıldır Küresel Isınmaya Sebep Olduğunu ve Sonuçlarının Ne Olacağını Biliyormuş!

Bu haber çoğu okuyucumuz tarafından tahmin edilebilecek bir bilgi olmasına karşın, bu olayın doğruluğunun belgeler ile kanıtlanması kesinlikle büyük bir olay. Zira olay, artık herkesin bildiği ama kimsenin dile getiremediği bir gerçek olmaktan çıkıp düpedüz kanıtlar ile ortaya atılmış durumda.

Shell bu tür konularda araştırmalar yapıp kamuoyundan saklayan tek çok uluslu enerji firması tabii ki değil. 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre Amerikan enerji devi Exxon da küresel ısınmanın bu şekilde dönülemez bir noktaya geleceğini 40 yıl öncesinden hesaplamış ve bu konuya dair herhangi bir yaptırama girmekten kaçınarak üç maymunu oynamıştı.

‘Sera Etkisi’ olarak adlandırılan Shell raporlarının ilki oldukça eski bir tarihe dayanıyor. 1988 yılında Shell’in yaptığı araştırma sonuçlarına göre: o tarihlerde şirket, küresel ısınmanın bugünkü geri dönülemez anlamda ilerleyişini öngörebilmiş, üstüne fosil yakıtın küresel ısınma üstünde doğrudan etkisi olduğunu herkesten önce öğrenmiş. Hatta Shell’in kendi yaptığı araştırmanın sonucu bir öneriye dayanıyor:  ‘Düzensiz iklim değişiklikleri deniz seviyesinin yükselmesine, okyanusların asitleşmesine ve dünya geneli negatif anlamda göçlere sebep olacak, lütfen bu konuya dair önlem politikalarını mümkün olduğunca erken oluşturmaya başlayın.” Okumaya devam et Shell, Tam 30 Yıldır Küresel Isınmaya Sebep Olduğunu ve Sonuçlarının Ne Olacağını Biliyormuş!

Paylaş:

Plastiği çözen enzim geliştirildi

Plastik şişelerde kullanılan PET’lerin doğada çözünmesi yüzlerce yıl sürebiliyor. Fakat PETase adlı enzim sayesinde plastikleri birkaç gün içinde çözündürmek mümkün olabilir.

Bu plastik geri dönüşümünde bir devrim yaratarak plastiklerin daha verimli bir şekilde yeniden kullanılmasını sağlayabilir.

Japonya’da bir çöplükte keşfedilen enzim, doğada da PET “yiyen” bir bakteri tarafından salgılanıyor. Ideonella sakaiensis adlı bakteri, plastik yiyerek ürettiği enerjiyle hayatta kalıyor.

Araştırmacılar bu türü liman kenti Sakai’de bir plastik geri dönüşüm tesisinde 2016 yılında bulmuştu.

Araştırmada yer alan Prof. John McGeehan, plastiğin yalnızca 50 yıldır doğada büyük miktarlarda var olduğuna dikkat çekerken bu sürenin bir bakterinin evrim geçirmesi için kısa bir süre olduğunu söyledi.

PET’lerin dahil olduğu plastik grubu olan polyesterler doğada da oluşuyor.

Portsmouth Üniversitesi’nden Prof. McGeehan bu polyesterlerin bitki yapraklarını koruduğunu, bakterilerin de milyonlarca yıldır bunları yemek için evrimleştiğini, fakat bu polyesterlerden PET yemeye geçmelerinin beklenmedik bir hızda yaşandığını belirtti.

Bilim insanları PETase enziminin nasıl çalıştığını çözdükten sonra küçük eklemelerle bu enzimi daha verimli hale getirdi.

Araştırmacılar PETase’nin detaylı modeli üzerinde nasıl geliştirmeler yapabileceklerini bulmaya çalışıyor
Bu durum, PETase’nin evriminin tamamlanmadığını, 50 yıllık kısa süre içinde bu kadar evrimleşebildiğini gösteriyor.

Araştırmacılar enzimi PET’e alternatif olarak geliştirilen bitki tabanlı PEF plastiğinde denediğinde bir sürprizle daha karşılaştı: PETase, PEF’leri daha başarılı bir şekilde çözüyordu.

BBC News’e konuşan Prof. McGeehan, mevcut geri dönüşüm tesislerinde polyesterlerin her geri dönüşümde kalitelerinin düştüğünü, bir süre sonra kullanılamaz hale geldiğini fakat PETase’nin plastiği temel yapı taşlarına ayrıştırarak daha iyi bir geri dönüşüm sağlayacağını söyledi.

Enzimin endüstriyel seviyede üretilmesi içinse en az birkaç yıla ihtiyaç var. Bunun için PET’i daha hızlı çözebilen bir hale getirilmesi gerekiyor.

Kaynak: BBC Türkçe

Paylaş:

Koşu Yaparken Çöp Toplama Trendi – “Plogging”

İsveç’te “plogging” adlı yeni bir çevre dostu fitness trendi doğdu ve yavaş yavaş başka ülkelere de yayılıyor.
İsveç halkı, çevre ve atıklar konusunda oldukça duyarlı. Sıfır atık ve geri dönüşüm alanında adeta devrim yapmış bir ülke. Geçtiğimiz yıllarda çıkan “İsveç’in çöpü bitti!”, “İsveç çöp ithal ediyor” gibi haberleri hatırlayanlarınız olacaktır. Bunun nedeni, hükümetin çöpleri dönüştürerek elektrik ve ısınma ihtiyaçlarının büyük kısmını bu yolla karşılıyor olmasıydı. Yalnızca geri dönüşüm ve ileri dönüşüm yoluyla elde edilmiş ürünlerin satıldığı alışveriş merkezi ReTuna Återbruksgalleria da İsveç’in atık konusundaki hassasiyetini bir kez daha ortaya koydu. İsveç şimdide de plogging trendiyle dikkat çekiyor.

Çevre dostu egzersiz: Plogging

Yıl 2018 evet ama doğuya da gitseniz, batıya da kaçsanız hala yere çöp atan insan tipinin var olduğunu görebilirsiniz. Düşünün ki İsveç gibi eğitim seviyesi yüksek ülkelerde dahi bu tipleme bitmemiş. Belki de hiç bitmeyecek, ne olursa olsun engellemek mümkün olmayacak. Yere atılan çöpler ise hem kirliliğe yola açıyor hem de geri dönüşüm için belli noktalarda toplanmayı bekliyorlar. Son yıllarda çevre duyarlılığı kadar ilgi duyulan sağlıklı yaşam eğilimi bu açıdan İsveç’in umudu olmuş. Dolayısıyla ülkede koşu ve çöp toplama işini birleştiren yeni bir fitness akımı olarak plogging’in doğuşuna şahit oluyoruz.

Çöpleri toplarken squat yapmış oluyorsunuz

Plogging sırasında koşucular, birlikte koşup aynı anda da yerden çöp topladığı için egzersizlerini yeni seviyelere taşıyor. Sık sık eğilip yerden pet şişe, teneke ve kağıt toplamak durumunda kalıyorlar ne de olsa. Ne kadar çok çöp, o kadar çok bacak kası! Plogging’e katılmak için tek ihtiyacınız olan bir çift eldiven, bir çöp torbası ve spor kıyafetler.

Bu trendin yaratıcısı çevreci aktivist Erik Ahlström. Ahlström kayak merkezi olarak tanınan Åre’den başkent Stockholm’e taşındığında kentin çöplüğe benzediğini düşünmüş. Şehri temizlemek için eldiven ve çöp torbaları ile donatılmış koşu grupları düzenlemiş ve bu etkinlik giderek yayılmış. Gönüllüler, iş yerlerine ve okullara da giderek bu trendi tanıtacak ve yayılması için çalışacak.

Gezegenimiz bir bütün ve çevre konusunda yalnızca İsveçliler’in hassas olması yeterli değil. Paris, İngiltere ve Tayland’da da etkili olmaya başlayan Plogging umarım her yere yayılır. Bu yeni trendle ilgili gelişmeleri özellikle instagram’da #plogging etiketiyle takip edebilirsiniz.

Paylaş:

Plastik Atıklara Güncel Çözüm

<img class=”size-full wp-image-352″ ” src=”http://www.mustafakurt.net/wp-content/uploads/2017/08/CtUPAn_VUAU7Xrg-e1524751830202.jpg” alt=”” width=”600″ height=”406″ style=”display:none”/>

Geri dönüşüm konusunu her ne kadar yeterince ciddiye almasak da, çevre kirliliğinin büyük ölçüde önüne geçilmesini sağlayan bir sistem. Norveç geliştirdiği sistem sayesinde 1 yılda atılan tüm plastik atıkların %97’sini geri dönüştürmeyi başarmış.

Dünyanın en büyük sorunlarından biri plastik çöpler. Norveç de bu sorundan en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Bu sebeple Norveç uzun zamandır bu alanda çalışmalar yapıyor. Hatta ülke, plastik şişe geri dönüşümü konusunda dünya lideri. 2016’da 600 milyon şişe geri dönüşümden geçti. Yani tüm atıkların %97’si geri dönüşüme gönderildi. Norveç’te plastik şişeler çöpe gitmesin diye geri dönüşüme atılan her şişe için ödül verilen bir sistem var. Bir şişe içecek aldığınızda 1 kron fazla ödüyorsunuz. Şişeyi geri dönüşüme attığınızda o 1 kronu geri alıyorsunuz. 1 şişeyi 12 kez geri dönüşümden geçirebiliyorsunuz. Tesislerde renkli şişeler ve şeffaf şişeler ayrılıyor. Şeffaf şişelerden yeni pet şişeler yapılıyor. Renkliler ise diğer plastik ürünlerin yapımında kullanılıyor. Bu sistem sayesinde yeni plastik üretimi ihtiyacı büyük oranda azalmış. Peki sistemin parasını kim ödüyor? Meşrubat şirketleri… Bu sisteme dahil olursa vergi indirimi alıyorlar.

Kaynak: https://twitter.com/bbcturkce/status/961259169931243520?s=17 & Onedio

Paylaş:

Havayı temizleyen bisiklet

SMOG FREE PROJECT, Daan Roosegaarde’ın hava kirliliği azaltması ve temiz bir geleceğin ilham verici bir deneyimi sunması amacıyla öncülük ettiği kentsel yeniliklerden oluşan bir seri girişim: SMOG FREE TOWER, SMOG FREE RING ve SMOG FREE BICYCLE.

Proje, kamusal alanlarda temiz havaya ulaşmak için yerel bir çözüm sağlıyor. Smog Free Project’te hükümet, öğrenciler ve temiz teknoloji endüstrisi ile birlikte insanlar, bütün bir şehri dumansız hale getirmek için birlikte çalışabiliyor.

SMOG FREE BICYCLE ise SMOG FREE PROJECT’e eklenen son halka. Proje, önde gelen Çinli bisiklet paylaşım programı OFO’yla özel bir ortaklık çerçevesinde geliştirildi.

Yenilikçi bisiklet tasarımı kirli havayı soluyor, temizliyor ve biniciye temiz hava veriyor. Bisikletin dumansız şehirler için yoğun şekilde kullanılan bir araç haline gelmesi amaçlanıyor.İlk prototipler 2018’de piyasaya çıktı. SMOG FREE BICYCLE, ilhamını 2017’de Tsinghua Üniversitesi’nden sanatçı Matt Hope ve Profesör Yang’ın katılımıyla Pekin’de gerçekleşen Smog Free atölyesinden alıyor.

studioroosegaarde.net

Paylaş:

Eisenhower Yöntemi

Yazar ve başarılı blogger James Clear’a göre Eisenhower kutusu, bu profesyoneller tarafından kullanılan en ünlü karar verme aracı. Bu yöntem oldukça basit bir kalıptır, sadece iki sütun ve iki sıradan oluşur. Sütunlar, acil olan ve acil olmayan görevleri; satırlar ise önemli olan ve önemli olmayan görevleri temsil eder. Hangi görevlerin önemli ve acil olduğuna karar vermek veya bu dört seçeneğin kombinasyonu size yapmanız gereken eylemi bildirecektir:

Önemli ve Acil: Bu işleri hemen yap.Elini çabuk tut!

Önemli ama Acil Değil: Başlamak için kesinlikle zaman ayarla, sadece şimdi değil, daha sonra.

Önemsiz ama Acil: Mümkünse bu görevi devret. Bi’ el atmak isteyen kimse var mı?

Önemsiz ve Acil Değil: Bu görev neden aklında ki? Hadi ama. Bırak ve daha büyük şeylere yönel.

Clear, bu kalıbı çok yönlülüğünden dolayı sevdiğini belirtiyor. Bunu uzun vadeli görevlere de, bir günde yapıp geçmek istediğiniz şeylere de uygulayabilirsiniz. Uzun lafın kısası bu, yapmak istediklerinizi tüm zamanınızı harcamayacak şekilde sıraya koymanızın bir yoludur.

Sıralama Kutusu

Dwight Eisenhower bir keresinde “Önemli olan ne varsa nadiren acildir ve acil olan ne varsa nadiren önemlidir.” demiş. Bi’ de bunlara anlat, Ike. Yapılacakları, Eisenhower kutusunun bölümlerine yerleştirmek başka bir şey, onları sıralamaksa bambaşka…

Acil görevleri, yanıtlamaya ihtiyaç duyduğunuz şeyler gibi düşünün: Mesajlar, emailler, son teslim tarihleri vb. Önemli görevleri; sizin için bir şey ifade eden ve hedeflerinizi gerçekten daha da ileri götüren şeyler olarak düşünün: Arkadaşlarınızı ve ailenizi aramak, araştırma yapmak, hobilerinizden zevk almak,vb.

Bazı kutuları sıralamak zor olsa bile,en azından “Önemli ve Acil Değil” kutunuza özellikle dikkat edin. Bu kutunuzun boş olmaması, gereksiz görevleri şimdiden başınızdan atmış olduğunuzu gösterir, bu nedenle zaten kazanmaya başladınız bile. İşte bu!

“Eisenhower yönteminin özellikle kullanışlı olduğunu düşünüyorum çünkü bir eylemin gerçekten gerekli olup olmadığını sorgulamaya itiyor.” diye yazıyor Clear. “Ki bu da görevleri anlamsızca tekrarlayıp durmak yerine onları ‘Sil’ çeyreğine götürme ihtimalim daha yüksek demektir.”

Paylaş:

Elektrik tüketimini düşürenlere para ödeyen girişim

San Francisco merkezli OhmConnect girişimi, ev sahiplerine ve apartmanda yaşayanlara para ödeyerek belirli zaman dilimlerinde evlerindeki cihazları kapatmalarını teşvik edip enerji tasarrufu sağlamayı amaçlıyor. Projeye katılmayı kabul edenler elektrik kullanımlarının OhmConnect tarafından takip edilmesini kabul etmiş oluyor. Kullanıcılar, özellikle de enerji kullanımının bir hayli yüksek olduğu zamanlarda bir saat boyunca evlerindeki ışıkları ve cihazları kapatmalarını talep eden bir bildirim alıyor.

Bireysel anlamda bakıldığında böyle bir çaba pek bir şey ifade etmezken OhmConnect’in Kaliforniya’da 290 binden fazla müşterisi olduğunu göz önünde bulundurunca işin rengi değişiyor. OhmConnect, kişinin bir saatlik süre zarfında sağladığı tasarruf ile normal kullanımını karşılaştırarak katılımcıya ödeme yapıyor.

Girişimin kurucu ortağı Curtis Tongue Fast Company’e yaptığı açıklamada “Birçok insan bu girişimi elektronik cihazlarını fişten çekip aileleriyle kutu oyunları oynamak için bir bahane olarak değerlendiriyor.” dedi. OhmConnect sayesinde yapılan tasarruf (‘negawatt‘ olarak adlandırılıyor) yerel kamu hizmeti şirketlerine veriliyor. Onlar da ürettikleri elektrik miktarını karşılamak için bu negawatt’ları kullanıyor. Bu girişimin, aralarında Pasifik Gaz ve Elektrik, Southern California Edison ve San Diego Gas & Electric gibi şirketlerin de bulunduğu büyük şirketlerde işe yaradığı görüldü. OhmConnect, varlığını sürdürebilmek için şirketlere sunduğu enerji tasarrufunun yüzde 20’sini alıyor.

Şirket, kurulduğundan bu yana geçen dört yılda Kaliforniya enerji şebekesinde 100 megawatt tasarruf edilmesini sağladığını söylüyor. Bu da, sadece talebin normal arzı aştığı zamanlarda çalışan, OhmConnect olmasaydı sürekli olarak kullanılmayı gerektirecek iki elektrik santraline tekabül ediyor. Şirket, projeye katılan ortalama bir tüketicinin yılda ortalama 40 ila 50 Dolar arası kazanabileceğini söylüyor. Bu meblağ küçük bir apartman dairesinde yaşayanlar için geçerli. Daha büyük bir evde yaşayanların yılda 200 Dolar’a kadar kazanması mümkün oluyor.

Kaynak: PSFK , Dünya Halleri

Paylaş:

Belediye Adamın 30 Yıllık Ağacını Kesti – Adam Bakın Nasıl İntikam Aldı

Ormanlar çevremiz ve özellikle de bizler için çok önemli. Her ne kadar önem vermesek de onlar olmadan yaşayamayız. Kaliforniya’nın Redondo Beach ilçesinde yaşayan bir adam 30 yıllık ağacının kesileceğini öğrenince çok kızar. Redondo Beach valisine bir mektup yazar. İntikamını çoktan akıllıca planlamıştır.
İşte yaşlı adamın valiye yazdığı o mektup:

Merhabalar,
Ben bir ağaç uzmanıyım. Yıllardır tarımla ilgilenir ve ağaçlarla ilgili kitaplar okurum. Bence dünyanın en güzel şeyleri.
Bugün size ölüm, yaşam ve intikam ile ilgili bir hikâye anlatacağım. Üç yıl önce bugün Redondo Beach 30 yıllık biber ağacımın ölüm ilanını imzaladı.
Ağacı kesseler de kökleri çıktı. Bunu gören belediye kökler kaldırıma zarar veriyor diye bir de bana para cezası verdi.
Clyde’ı çok seviyordum. Yaşlanıyorum ve ardımda bir şey bırakmak istiyordum. Ağacımla çok iyi ilgilendim. Onun küçük bir fideden ağaca evrilmesini hayretle izledim.
Clyde oldukça sağlıklı bir ağaçtı. Belediye benim çocuğumu ellerimden aldı.
Clyde’ın intikamı alınacak.
Vali Steve Aspel. Çocuğumu öldürdünüz.
Bunun hesabını vereceksiniz. İki yıl yedi ay önce gizlice 45 sekoya ve 82 mamut ağacını belediyeye ait alanlara diktim.
Bugün diktiğim bütün ağaçlar kök saldı. Belediyenin etrafında yeni ağaçlar farketmişsinizdir. İşte onlar mamut ağacı. Daha da büyüyecekler.
Clyde’ı öldürdünüz. Bense onun yerine yüzlerce ağaç diktim. Birkaç sene içinde boyları 50-90 metreye varacak. 2.500 sene yaşayacaklar.
Sadece birini kesmek size 1.500 dolara mal olacak. Sizin bana 3 yıl önce kestiğiniz gibi bunun faturasını da ben size kesiyorum.
İyi günler dilerim. Belediyenin ağaçlarla çevrelenmesi ve Clyde’ın huzur içinde yatması dileğiyle.

Kaynak: Newsner

Paylaş:

Güneş ve havadan içme suyu üretebilen panel: SOURCE

Her evin, gelecekte yalnızca güneş ışınlarının gücünü kullanarak, kuru veya çöl ortamlarında bile, ihtiyaç duyduğu suyu oluşturabilen bir cihazı olduğunu hayal edin. ABD merkezli Zero Mass Water, geliştirdiği ürün SOURCE ile hayal edilen geleceği günümüze bir adım daha yaklaştırıyor.

SOURCE, depolanan suyun güvenliğini sağlayan, entegre bir sistemle içme suyu oluşturmak için inşa edilen bir panel. Su üretimi, bulunduğunuz yerdeki havaya göre değişse de, SOURCE teknolojisi ile geniş bir yelpazedeki koşullara uyarlanabiliyor.

SOURCE, standart paneller gibi herhangi bir binanın üzerine kurulabiliyor. Sadece güneş enerjisi toplamak yerine, güneş ışınlarını kullanarak suyu havadan çekebiliyor. Gelişmiş su yakalama teknolojisini kullanarak, standart bir SOURCE  dizisi ile, günde 4 ila 10 litre su temin edebilmek mümkün.

İnsanlık için ziller çalıyor

2030 yılına gelindiğinde içme suyu bulmak için insanlığın büyük sorunlar yaşayacağı sık sık raporlarda yer alıyor. Birleşmiş Milletler‘in 2015’te yayınladığı rapora göre dünya, önemli bir küresel politika değişikliği olmaksızın, 2030 yılına kadar ihtiyacı olan suyun yalnızca yüzde 60’ına sahip olacak.

Birçok ülke hızla yer altı suyunu tüketiyorken küresel ısınmaya bağlı olarak dünya genelindeki yağış modelleri daha öngörülemez hale geliyor. Artan nüfus, tarım alanlarındaki yanlış sulama politikaları gibi nedenlerden dolayı  su rezervleri  giderek insanlık için yetersiz kalıyor. .

SOURCE, kendi alanında üretilen ilk ürün değil aslında. Bu yıl MIT de tanıttığı MOC ile benzer bir misyon üstlenerek Dünya’nın her yerinde su üretilebileceği bilgisini paylaşılmıştı.

Son olarak SOURCE’un hali hazırda 3 kıtada 8 ülkeye kurduğu paneller ile içilebilir su ürettiğini de paylaşalım.

Kaynak: webrazzi

Paylaş:

150.000 Pet Şişe ile Yüzen Ada Yapan Adam

İngiliz müzisyen ve çevreci Richart Sowa, yıllarca yüzen bir ada yapabilmenin hayalini kurar. 2005 yılındaki ilk denemesi kasırgalar tarafından başarısızlığa uğratılsa da pes etmez. İkinci denemesinde yüzen adasını yapabilmek adına 7 yıl harcar.  Meksika Cancun yakınlarında 150.000 pet şişeyi geri dönüştürerek kendine bir ada inşâ eder. Bununla da kalmaz, yıllarca hayalini kurup; çalışıp didinip gerçeğe dönüştürdüğü adasını “ruh eşi” ile paylaşmak ister. Eski bir model olan Jodi Bowlin ile Facebook üzerinden tanışır ve kendisiyle yaşaması için adaya davet eder. Bowlin, teklifi kabul eder ve yüzen adaya “kadınsı dokunuşlar” yapmak için adanın yolunu tutar…

Sowa hayalini kurduğu adayı yapabilmek için önce bir tasarım gerçekleştirir.

Sowa hayalini kurduğu adayı yapabilmek için önce bir tasarım gerçekleştirir.

61 yaşındaki Sowa’nın ada projesi.

Projesi için gerekli atık şişeleri yerel çöplüklerden temin eder.

Projesi için gerekli atık şişeleri yerel çöplüklerden temin eder.

Çevreci adam, elde ettiği şişeleri çuvallara doldurup, onları paletlerle birbirine bağlayarak yapar adasını.

Sowa, kendisinin uzman bir bilim adamı olmadığını ama bu yolla doğanın korunabileceğine inandığını belirtir.

Sowa, kendisinin uzman bir bilim adamı olmadığını ama bu yolla doğanın korunabileceğine inandığını belirtir.

Olağan Dışı Bir Geri Dönüşüm Hikâyesi: 150.000 Pet Şişe ile Yüzen Ada Yapan Adam

Adaya ulaşım yine pet şişelerden yapılan bir bot ile sağlanıyor…

Adaya ulaşım yine pet şişelerden yapılan bir bot ile sağlanıyor...

Yüzen adada konfor da ihmâl edilmemiş.

Yüzen adada konfor da ihmâl edilmemiş.

Adada yapay kumsal, iki gölet, ve hatta bir de güneş enerjisiyle çalışan şelâle bulunuyor.

Olağan Dışı Bir Geri Dönüşüm Hikâyesi: 150.000 Pet Şişe ile Yüzen Ada Yapan Adam

Olağan Dışı Bir Geri Dönüşüm Hikâyesi: 150.000 Pet Şişe ile Yüzen Ada Yapan Adam

Spor yapmak için de pet şişeler unutulmamış.

Spor yapmak için de pet şişeler unutulmamış.

Olağan Dışı Bir Geri Dönüşüm Hikâyesi: 150.000 Pet Şişe ile Yüzen Ada Yapan Adam

Robinson Crusoe’muz, adadaki hayatını daha da fantastik kılmak ister.

Robinson Crusoe'muz, adadaki hayatını daha da fantastik kılmak ister.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Sowa, eski bir model olan Jodi Bowlin ile Facebooküzerinden tanışır ve kendisiyle yaşaması için adaya davet eder. Kendisinin “ruh eşi” olduğunu düşünmektedir.

Ve adaya kadın eli dokunur…

Ve adaya kadın eli dokunur...

Teklifi kabul eden Bowlin, önerileriyle daha yaşanabilir bir mekân oluşturulmasına yardımcı olur.

Yapay yüzen adanın muhteşem bir görüntüsü.

Yapay yüzen adanın muhteşem bir görüntüsü.

 Haberin Devamı: Onedio
Paylaş:

Bir akıllı telefon fiyatına ömür boyu bedava elektrik

Bazı bölgelerine elektrik gitmeyen Hindistan’da bizim gibi hidroelektrik santrallerinin ülkeye getireceği yarar ve zararları tartışa dursun, iki Hindistanlı genç hem ekolojik dengeyi koruyacak hem de enerji krizini geçmişte bırakacak bir proje geliştirdiler.

<img class=”alignnone size-large wp-image-963″ ” src=”http://www.mustafakurt.net/wp-content/uploads/2018/01/2016-10-25-1024×479-1024×479.png” alt=”” width=”1024″ height=”479″ style=”display:none”/>

Projenin yapılacağı Athirapally şelalelerini korumak isteyen bu iki genç, Arun ve Anoop George, Avant Garde Innovation adlı bir şirket kurarak düşük masraflı ama bir evin elektriğini üretecek kapasiteye sahip bir rüzgar türbini tasarladılar. Tavan vantilatörü büyüklüğündeki bu türbin, her gün 5 kW elektrik üretmekte ve sadece 750 dolara yani 2300 Türk lirasına mal olmakta.

Hedeflerinin enerji fakirliğinin önüne geçmek olduğunu belirten iki kardeş, dağıtılmış, yerel ve yenilenebilir enerjinin temiz bir doğa ve ekonomik ve sosyal değişimin anahtarı olduğunu belirtiyor.

Küresel elektrik üretiminin %3,4’ü ile dünyanın en fazla 6. elektrik tüketen ülkesi Hindistan’da bu rüzgar türbinlerinin geleceği açık gibi gözüküyor. Çünkü, yerel hükümetlerin çoğu bölgeye elektrik götürmesi için yüksek miktarlarda yatırım yapması gerekiyor.

750 dolarlık masrafı ile normal bir rüzgar türbininden neredeyse 10 kat daha ucuz olan bu türbin, kırsal bölgelere, tarım alanlalarına ve köylere uygun bir şekilde inşaa edilmiş.

Birleşmiş Milletlerin de dikkatini çeken proje şirketi “BM Herkes için Yenilenebilir Enerji” yarışması kapsamında 1 milyar dolarlık yatırım alma şansını yakaladı. Rüzgar enerjisi üretimi konusunda Çin, ABD ve Almanya’dan sonra 4. olan Hindistan belki bu projelere daha fazla yatırım yaparak, hidroelektrik santrallerin çevreye vereceği zararlardan kendini koruyabilir, Athirapally şelaleleri gibi güzellikleri koruyabilir.

Kaynak: Yeşilist

Paylaş:

Apple’ın yeni Iphone’u çevre için neden kötü?

Yeni iPhone daha şık tasarımı ve geliştirilmiş işlevleri ile geldi ancak aynı zamanda ağır bir çevre / fiyat etiketi taşıyor.

Salı günü Apple, akıllı telefon cihazının üç yeni modelini duyurdu: Daha üst düzey iPhone X (999 $ ) ve daha mütevazı fiyatlı iPhone 8 (64 gigabayt için 699 $ ‘dan başlayan fiyatlarla) ve iPhone 8S modelleri (64GB için 799 Dolar’dan başlayan fiyatlarla). Yeni iPhone’un yüz tanıma teknolojisi ve kablosuz şarj özelliği var ve önceki iPhone’lara göre iki saat daha uzun bir bataryası var.

Ancak bu maliyet bile çevreye kıyasla sönük kalır. Greenpeace’e göre, dünyadaki hemen hemen her insanı bir cihazla donatmaya yetecek kadar, 2007’den beri üretilen 7,1 milyar akıllı telefon var. Yine de, tüketicilerin yeni ve gelişmiş modeller aradıklarından, iPhone 8 gibi yeni cihazlar üretilmeye devam ediliyor ve çevreye etkileri olan akıllı telefonlarla ilgili önemli endişeler oluşturuyor.

Akıllı telefon satışı yapan Kanada şirketi Orchard’ın kurucularından Alex Sebastian, “Bu durum sorunu çok önemli ölçüde büyütüyor” dedi. “Bir bilgisayara bakarsanız, çoğu insan bilgisayarını kullanılamayacak duruma gelene kadar kullanıyor. Ancak insanlar her iki yılda bir telefonda yeni güncellemelere alıştı.”

Milyonlarca insan yeni iPhone’u alacak. Apple, iPhone 7’nin piyasaya sürülmesini izleyen aylarda 78.2 milyon iPhone sattı – (eski modelleri de içeren bir rakam.) Ancak bu başarı, artan bir e-atık sorununa katkıda bulunuyor. Cihaz ticareti yapan bir şirket olan HYLA Mobile tarafından toplanan verilere göre, Nisan 2017 ile Haziran 2017 arasında işlem gören bir akıllı telefonun ortalama yaşı 2.58 yıl idi.

Ne yazık ki, insanların çok az bir kısmı yeni bir akıllı telefon satın aldıklarında eski telefonlarını geri dönüştürüyor. BM’nin araştırma kolu olan Birleşmiş Milletler Üniversitesi’nden 2014’te yapılan bir araştırma, e-atıkların% 16’sından azının geri dönüştürüldüğü tahmininde bulundu. Aynı çalışma, yalnızca 2014 yılında 3 milyon ton e-atık üretildiğini hesapladı. Bu atıkların çoğu düzenli depolama alanlarına giriyor ya da içinde bulunan metallerin geri kazanılması için ayrıştırılmak üzere gelişmekte olan ülkelere gönderiliyor.

Fakat yanlış işlendiğinde, kobalt veya tungsten gibi ağır metallerin yeraltı sularına sızması ve sağlık üzerindeki olumsuz etkilere neden olma ihtimali çok yüksektir. Çünkü ” Ağır metalden kurtulmanın hiçbir yolu yok “

Örneğin akıllı telefonlar eritilirken yakılan ağır metaller, bilim insanlarının iklim değişikliğine olumsuz katkıda bulunduğu söylenen atmosferik kirliliği artırıyor. Geçen yıl Washington Post gazetesinin yayınladığı bir rapora göre, Çin’deki hava kirliliği de sağlık üzerindeki olumsuz etkilerle ilişkilendirildi.

Akıllı telefonlar için madencilik metali ekosistemleri harap edebilir.

Ancak akıllı telefonlar atıldıklarında sadece kirlilik yaratmazlar. Metal madenciliği onları oluşturmak için gerekli ekosistemleri harap etmektedir. ABD’ye göre akıllı telefonlarda ve diğer elektronik cihazlarda bulunan şarj edilebilir lityum iyon pillerde kullanılan dünyanın en büyük kobalt üreticisi  Kongo Demokratik Cumhuriyeti’dir (DRC).

Bağımsız, kar amacı gütmeyen bir araştırma ve ağ organizasyonu olan Çokuluslu Şirketler Araştırması Merkezi (SOMO) tarafından yapılan araştırmaya göre, kobalt maden şirketleri düzenli olarak doğal kaynakların ve vatandaşların korunması için çıkarılan yasaları çiğnedi. SOMO, sonuç olarak, kobalt madenlerinden gelen atık suyun ülkede içme suyu kaynaklarını kirlettiğini tespit etti.

Kirliliğin ötesinde olan diğer konular da gelişmekte olan ülkelerdeki madencilik uygulamalarında devam etmektedir. Washington Post’un araştırmasına göre, örneğin Kongo’da, çocuk işçiliği yaygın ve madencilik faaliyetlerinden elde edilen gelirler, ülkedeki sürmekte olan çatışmaları beslemek için kullanılmaktadır. İşin ilginci Mart ayında Apple, geçici olarak Kongo’dan kobalt alışı yapacağını açıkladı.

“Çevre dostu elektronik bir cihaz yapmak mümkün değildir.”
Kyle Wiens, iFixit’in CEO’su

Karbon emisyonları akıllı telefonlarla ilgili bir başka sorun

Buna ek olarak, Greenpeace’e göre akıllı cihazlarla ilişkili karbondioksitin büyük çoğunluğu (% 73) imalat sırasında  yayılıyor.

Apple çevresel izini azaltmak için adımlar attı. Şirket, ürünlerinden materyalleri geri kazanmak için gerekli olan yöntemlere yatırım yapıyor ve müşterileri geri dönüşüm programıyla ürünlerini geri göndermeye teşvik etmek için çalışıyor. Bu program aracılığıyla nitelikli cihazlar bağışlayan Apple müşterileri bir hediye kartı almaya hak kazanıyor.

Apple’ın ilerlemesine rağmen, bazıları şirketin çevresel etkisini ele alabileceğine inanmaktadır. Wiens, kulaklık jakını iPhone 7’den çıkarma kararı eski kulaklıkların yeni bir adaptör olmadan kullanılmaz hale gelmesi sebebiyle e-atıklara eklendiğini söyledi.

AirPods kablosuz kulaklıklar, şarj edilebilir bir pille güçlendirildi – ancak Wiens, pilin değiştirilemeyeceğini söyledi. Geleneksel kulaklıklar, kabloları ve kolayca geri dönüştürülebilen mıknatısları kullandığını belirtti.

Yeni cihazlar satın alan tüketiciler çevresel izlerini de araştırmalıdır. Global bir bağımsız güvenlik bilim şirketi olan United Laboratories, yakın zamanda “çevreci elektronik” için daha çevre dostu olan standartlar oluşturdu. Şimdiye kadar Samsung yeni sertifikayı alan tek akıllı telefon üreticisi olduğunu belirtelim.

Paylaş:

22 Yaşındaki Mucitten Okyanusları Temizleyecek Proje

22 yaşındaki Hollandalı bir genç tarafından başlatılan okyanusları plastik çöpten arıtma projesi 2018 yılında hayata geçecek.

Okyanuslar her geçen gün daha da kirleniyor, özellikle plastik atıkların denizlere karışmasını engellemek adına bugüne kadar ciddi bir adım atılmış değildi. 20 yaşındaki Hollandalı Boyan Slat, suyun altında canlı yaşamından çok plastik gördüğü gün bu sorunun çözümü adına bir şeyler yapması gerektiğini fark etti ve geliştirdiği proje ile beraber The Ocean Cleanup (Okyanus Temizliği) şirketini kurdu.  Şirket şu ana kadar 30 milyon dolar yatırım toplamış, bu paranın sadece 2,2 milyon doları kitlesel fonlama kampanyası ile birikmiş.

Dünyanın en büyük deniz temizliği olacak bu proje kapsamında, Büyük Pasifik çöp alanının yüzde 50’sinin 5 yılda temizlenmesi hedefleniyor.

Projenin mantığı; özkütlesi düşük olan plastik suyun yüzeyinde kalır ve akıntı etkisiyle yer değiştirir fakat yok olmaz. Genel akıntı noktaları belli olduğu için suyun yüzeyinden 600 metre derine zincirlenecek dubalar ile bir set kuruluyor. Plastik duvarı aşamadığı için set üstünden toplanıp gemilerle geri dönüşüm istasyonlarına taşınıyor.

The Ocean Cleanup projesinin gelişme aşamasını ve hayata geçiş sürecini videodan izleyebilirsiniz.

2017’nin Aralık ayında San Francisco’nun 80 ile 160 kilometre uzağına 2 kilometre uzunluğunda bir dizi toplayıcı kurulması planlanıyor.

Okyanuslara karışmış plastik parçalar dünya çapında kararların alınmasını gerektirecek kadar büyük tehlike ve önem arz ediyor. Deniz yaşamı tehdit altında olduğu gibi, deniz canlıları tarafından yutulan mikroplastikler her yıl 100 bin civarında memelinin ve 1 milyon civarında su kuşunun ölmesine sebep oluyor Ayrıca bu mikroplastikler avlanma sonrası sofralarımıza da geri geliyor. Plastiğin kaynağını durdurmadığımız sürece, hiçbir okyanus temizlik planı yeterli olmayacak.

Boyan Slat gibi isimlerin ciddi desteğe, yeryüzünün de böyle başka beyinlere ihtiyacı olduğu çok açık.

Kaynak: Ekolojist

Paylaş:

Doğal ve Elektriksiz Klima

Sıcak yaz günlerinin ne kadar bunaltıcı olduğunu hepimiz biliyoruz.  Tek yapmamız gereken ise klimayı veya vantilatörü çalıştırmak. Ancak herkes bu kadar şanslı değil.

Bangladeş’tekiler ise hiç şanslı değil. Yılın hemen her günü hava sıcak oluyor ve insanların elektrikleri yok. Şimdi basit bir buluş sayesinde ise yüz binlerce kişinin derdine deva bulundu.

Ancak artık sıcakta terlemek zorunda kalmayacaklar. Çözüm ise oldukça basit.

Ekstra bir çaba sarfetmeden kendiniz bile yapabiliyorsunuz. Tek ihtiyacınız olan büyük boy bir karton/mukavva ve plastik şişeler. Şişeleri fotoğraftaki gibi yerleştirdikten sonra pencerenin önüne yerleştiriyorsunuz.

Okumaya devam et Doğal ve Elektriksiz Klima

Paylaş:

Fotoğraf çekerken tarihi anlara tanıklık etti

Fotoğrafçı James Balog ve arkadaşları buzulların fotoğrafını çekerken inanılmaz bir olaya şahit oldular.

Olay Grönland’ta meydana geldi. James ve arkadaşları birkaç yıldır Kuzey Kutup Dairesi etrafında fotoğraflar çekiyorlardı.

James ve arkadaşları, hazırlayacakları belgesel için fotoğraf çekmeye başladılar. Ancak gözlerinin önünde gerçekleşecekleri muhtemelen onlar da tahmin etmiyordu.

Fotoğraf: Facebook

Amerikalı fotoğrafçı yıllardır doğa fotoğrafçılığı yapsa da iklim değişikliğine inanmıyordu.

Aslında 20 yıl boyunca bilim insanlarını küresel ısınma hakkında yaptıkları araştırmalar için eleştirdi.

Balog, “İnsanların küresel ısınmaya neden olabilecek kadar güçlü olduklarına inanmıyordum. Bana hiç inandırıcı gelmiyordu” dedi.

Fotoğraf: Imgur

Ancak 2005 yılında Balog küresel ısınmanın doğayı nasıl etkilediği konusunda daha fazla bilinçlendi.

National Geographic’nin Kuzey Kutup Bölgesi üzerine düzenlediği fotoğraf yarışmasında, fotoğrafçı inanılmaz bir şeye tanıklık etti.

Balog’un en iyi eseri olan ‘Chasing Ice’ belgeselinin ardından 10 yıl geçmişti ve Balog bu sefer eriyen buzullar üzerine fotoğraf çekmeye karar vermişti.

Fotoğraf çekmeye gittiği sırada Balog inanılmaz bir kare yakaladı.

Balog ve arkadaşları, 75 dakika içinde büyük bir şehir büyüklüğündeki buz kütlesinin okyanusa düştüğüne tanıklık etti.

Fotoğraf: Youtube

Fotoğrafçının yakaladığı kareler Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi ve küresel ısınmanın ne kadar tehlikeli olduğunu gözler önüne serdi.

Küresel ısınma nedeniyle gerçekleşen ilk facia değil bu. Daha fazlası da olacak gibi gözüküyor.

Videoyu hemen izleyin!

2016’nın kasım ayında Arktika’nın sıcaklığı normalin 20 derece üstündeydi. Bu rakam bilim insanlarının tahminlerinin bile üstünde.

Maalesef 2070 yılına kadar gerekli önlemler alınmazsa buzulların teker teker yok olduğuna tanıklık edeceğiz. Yine de bir şeyler yapmak için zamanımız var.

Umarız ki videoyu izleyenler küresel ısınmanın ne kadar ciddi bir tehlike olduğunu şimdi daha iyi anlarlar.

Küresel ısınmaya karşı birkaç kişi bir şey yapamaz. Ancak hepimiz el ele verirsek ciddi değişiklikler yapabiliriz. Paylaşmayı ve insanları bilinçlendirmeyi unutmayın!

Kaynak: Newsner

Paylaş:

Sürdürülebilirlik Endeksi Ve Firmalara Katkısı

BIST Sürdürülebilirlik Endeksi, kurumsal sürdürülebilirlik konusundaki yüksek performansı ve Türkiye’de sürdürülebilirlik konusundaki bilinç, bilgi ve uygulamayı artıran Borsa İstanbul şirketleri için bir kriter sağlamayı amaçlıyor. Buna ek olarak endeks, kurumsal yatırımcıların şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetsel (ESG) konularına yüksek performanslı bağlılıklarını göstermek için bir platform oluşturuyor.

Sürdürülebilirlik endeksi nasıl çalışıyor?
Borsa İstanbul, BIST sürdürülebilirlik endeksine giren firmalar adına sürdürülebilirlik endeksi yaratmak için Etik Yatırım Araştırma Hizmetleri Limited Şirketi (EIRIS) ile bir işbirliği anlaşması imzaladı. Bu anlaşmaya göre, EIRIS, Borsa İstanbul’da işlem gören şirketleri, uluslararası sürdürülebilirlik kriterlerine dayanarak değerlendirmektedir. Değerlendirme sadece kamuya açık bilgi ve değerlendirme maliyetlerine dayanmaktadır.
EIRIS, 30 yılı aşkın bir süredir çevre, sosyal ve yönetsel konular üzerine uzmanlaşmış, varlık sahiplerine, varlık yöneticilerine ve endeks sağlayıcılarına global olarak hizmet veren bağımsız bir Londra merkezli araştırma organizasyonudur. Johannesburg ve Meksika Menkul Kıymetler Borsaları, EIRIS’in sürdürülebilirlik araştırma hizmeti sağlayan diğer mübadeleleridir.
Değerlendirmelerin dayandığı farklı ESG kriterlerinin her birindeki göstergeleri kapsayan ayrıntılı Araştırma Metodolojisi belgesi, şirketler için daha anlaşılır ve basit hale getirmek üzere EIRIS tarafından revize edildi ve metodolojinin kapsamına; Aralık 2015’ten itibaren Bankacılık Kriterleri eklendi.
Bist sürdürülebilirlik endeksi
BIST sürdürülebilirlik endeksine giren firmalar için sürdürülebilirlik endeksi, XUSRD kodu ile 4 Kasım 2014’te başlatıldı. İndeksin başlangıç ​​değeri, 3 Kasım 2014’te BIST 30 endeksinin ikinci seans kapanış değerine dayanan 98.020,09’dur. Her bir bileşenin göreceli ağırlığı% 15 olarak sınırlandırılmıştır.
Kasım-Ekim döneminde BIST Sürdürülebilirlik Endeksi için bir endeks süresi var. EIRIS, 2014 yılında BIST 30 kurucu şirket ve 2015 yılında BIST 50 kurucu şirketleri değerlendirdi. 2016’dan itibaren BIST 100’ün gönüllü şirketleri değerlendirilecek şirketlerin listesine eklendi değerlendirme listesi her yıl revize edildi ve Aralık ayında Borsa İstanbul tarafından ilan edildi.
Endekste yer alabilmek için şirketler, her kriter grubu için eşiğin üzerinde çalışmalıdır. Şirketleri daha iyi sürdürülebilirlik performansı için teşvik etmek adına, gelecekte eşikleri yükseltmesi düşünülmektedir.
Sürdürülebilirlik endeksi kapsamında değerlendirilen firmalar
Adel, Akbank, Aksa Enerji, Anadolu Efes, Arçelik, Aselsan, Brisa, Coca Cola, Doğan Holding, Doğuş Otomotiv, Ereğli Demir Çelik, Ford Otosan, Garanti Bankası, Global Yat Holding, İş Bankası, İş GMYO, Koç Holding, Petkim, Sabancı Holding, Şişecam, Halk Bankası, Tat Gıda, Tav Havalimanları, Tekfen Holding, Tofaş Oto, Tüpraş, Türk Hava Yolları, Türk Telekom, Türk Traktör, Turcell, Ülker, Vakıflar Bankası, Vestel, Migros, Netaş, Otokar, Pegasus, Yapı ve Kredi Bankası, Zorlu Enerji sürdürülebilirlik endeksine giren firmalar arasındadır.
Endeksten beklenen katkı
Endeks, Türk şirketlerinin kurumsal risk ve fırsatlarını etkin bir şekilde yönetmelerinde rekabet avantajı sağlamaktadır. Şirketler için sermaye çekmek için yeni araçların geliştirilebileceği yatırım yapılabilir bir endeks bulunmaktadır. Endeks, şirketlerin küresel ısınma, doğal kaynakların tüketilmesi, sağlık, güvenlik ve istihdam dahil olmak üzere önemli sürdürülebilirlik konularına yaklaşımlarını yansıtıyor ve bu konularda ve bir bakıma kayıtlarıyla ilgili faaliyet ve kararlarının bağımsız bir değerlendirmesini yapıyor.
Endeks, şirketlere sürdürülebilirlik performansını hem yerel hem de global düzeyde karşılaştırma fırsatı sunuyor. Endeks ile Borsa İstanbul, şirketlere şeffaflık, hesap verebilirlik ve sürdürülebilirlik konularında risk yönetimi yeteneklerini geliştirmelerini sağlayarak performanslarını değerlendirmek ve sonuç olarak yeni hedefler benimsemek veya performanslarını artırmak için bir araç sunmaktadır. Bu, şirketlerin rekabet avantajı kazanmalarını sağlar. Endekse dahil olanlar marka bilinirliği ve prestijlerini artırıyor.
Endeks, şirketler için küresel müşterilere, sermayeye ve daha düşük maliyetli finansmana erişimi kolaylaştırıyor. Proje, yatırımcıların sürdürülebilirlik ve kurumsal yönetişim ilkelerini benimseyen şirketleri seçmesine ve yatırım yapmasına imkân tanıyan bir araç yaratmayı amaçlıyor.

Paylaş:

Enerji Yönetim Sistemi Uygulaması İçin Pratik Rehber

UNIDO’nun hazırlamış olduğu bu rehber’in amacı, her ölçekteki kuruluşların ve özellikle de KOBİ’lerin enerji performanslarını mantıklı, kontrollü ve sistematik bir şekilde iyileştirmelerine, böylece de enerji tasarrufu yapıp maliyetlerini düşürmelerine yardımcı olmaktır. Bu da sürekli iyileştirme için Planla – Uygula – Kontrol Et – Önlem Al şeklindeki Deming döngüsünü enerji yönetimi için esas alan sistematik bir yaklaşım benimsenerek sağlanabilir. Bu Rehber Enerji Yönetim Sistemi’nin (EYS) uygulanma sürecini olabildiğince basitleştirmeye çalışmaktadır. Şifre için: mail@mustafakurt.net ile iletişime geçiniz.

Enter Correct Password to Download

 

 

Paylaş: