İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Coronavirüs ya hızla yayılan ve yürüyen bir virüs olsaydı ?

Bugünlerde hepi topu birkaç ay içinde şehirleri, ülkeleri, kıtaları aşarak dünyanın neredeyse her köşesini avucunun içine alan Coronavirus’ ü anlamaya, tedbirler almaya ve doğacak kötü sonuçların önüne geçmeye çalışırken şunları da akılda tutmakta fayda var:

İnsanlığın ihtiyacı olan her türlü çeşit şeye, sürekli daha bol, bazen daha büyük bazen daha düşük bedelle sahip olmak için birbirimizi, insanların diğer insanları, ülkelerin diğer ülkeleri adeta yok etmek istercesine saldırdığı bu çağda meğer Evrenin ve Evreni Yaradanın bizden sakladığı o kadar çok şey varmış ki. Bunları yeri geldiğinde gözümüzün önüne sermiş fakat bizler sırtımızı dönmüşüz ve mecburiyete dönüşmeden hiçbiri umurumuzda dahi olmamış. Bu yıla damgasını vuran COVID-19, bu umursamaz insanoğlunun gerçeklerle yüzleşmesi adına sert bir tokat oldu. Çünkü doğayı günden güne yok eden olaylar, savaşlar, açlıkla savaşan insanlar, insanların müdahalesiyle ekosistemi bozulan canlılar. Hepsinin bizlere çok uzak olduğunu düşündük. Hepsinin ötelerde bir yerlerde başkaları için dert olduğunu düşündük.

Ama öyle değildi. Şuan şükredelim ki Coronavirüs insandan insana bulaşıyor, ya hayvandan insana bulaşsaydı?

O hayvanı tümden yok etmek için elimizden geleni yapacaktık!

Şuan şükredelim ki Coronavirüs damlacık saçılması yoluyla bulaşıyor, ya hızla yayılan ve yürüyen bir virüs olsaydı?

Tamamen insanlığın sonu değil miydi!!

İşte tam da bu noktada anlamalıyız ki; yaradan yine insiyatifini elden bırakmıyor. Yaradılış amacını unutmuş, yaşadığı doğadan kopmuş, hayatta kalma şansını parasına, gücüne, mevkisine yaslamış, başka hazlar peşinde koşan, ego ve kibre bürünmüş insanlığı bir kez daha imtihana sokuyor. İnsanlığı tehdit eden bir virüs için, paranın ve gücün anlam taşımadığı, dilin, dinin, ırkın hiçbir şekilde önemli olmadığı bir zamanı tecrübe ediyoruz. Bu gibi salgın hastalıkların zengin/fakir, dindar/ateist, Türk/Japon ayrımı yapmadığını görüyoruz. Selde, depremde, kıtlıkta imkanı olanın her zaman kaçacak bir yeri ve çözümü vardı. Belki de ilk defa tüm insanlık eşit şartlarda olduğunu, aynı gemide yaşam mücadelesi verdiğini anladı. Bu salgın sonrasında garip bir şekilde tüm dünyada hava temizliğine bağlı olarak oksijen oranı artmaya başladı. Doğa ve hayvanlara tehdit azaldı. Kalabalık ve beraberinde gelen stres, kargaşa, gürültü azaldı. Kibir ve ego tüm dünyada geriye çekildi.

Kimse gücüyle, parasıyla, konumuyla bir şeyi halledemez hale geldi.

Rabbim korumasını üzerimizden eksik etmesin. Geçici bir süreliğine insanlık hazlardan uzak, ne büyük bir lütuf bu. Herkesten ve her şeyden uzak ruhlarımız dinleniyor. En başta doğamız dinleniyor ve gerçekten nefes almaya başladı.

Rabbim doğayı insansız da tazeleyebilirdi, ama bizlere bir şans daha verdi. Şimdi oturup düşünmek lazım, olup bitenlere akıl erdirmek lazım. Virüsün görünüşte felaket gibi olsa da sahip olduklarımızın kıymetini anlamamız için insanlığa ve doğaya armağan ve ders niteliğinde geldiğini görmek lazım. Sağlığın bir dileğin ötesinde olduğunu anlamamız, aldığımız her nefese şükretmemiz lazım. Daha az tüketmemiz, daha az çöp çıkarmamız, yaşadığımız alanı ve bedenimizi daha temiz tutmamız, doğanın kusursuz işleyişine dokunmamız ve sevdiklerimizin kıymetini anlamamız lazım. Bizlere düşen en büyük görev, bu sürecin en iyi şekilde atlatılmasında rol oynan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür etmek, onların da sağlığı için evde kalmak ve sevdiklerimizi korumaktır. En önemlisi de kuskusuz bu düzenin tek sahibi olan ve kontrolü elinde bulunduran Yaradana şükretmek ve ondan özür dilemek gerekir. Çaresizliğimizi sonuna kadar yaşadığımız bu dönemlerden aldığımız dersleri umarım insanlık olarak unutmayız.

Sinem Karaaslan ‘a bu yazısını burada da paylaşmamıza izin verdiği için teşekkürler.

İlk yorum yapan siz olun

Sen ne düşünüyorsun?

%d blogcu bunu beğendi: