
Geçen akşam, yağmurun cama vurduğu o klasik salı akşamlarından birinde, evde köşeme çekilmiş televizyon kanalları arasında öylesine geziniyordum. Elimdeki çay çoktan soğumaya yüz tutmuştu. Spor kanallarında, pazar ve pazartesi günü oynanan maçların özetleri, atılan goller ve sahadaki o yoğun atmosferler peş peşe ekrana yansıyordu. Farklı günlerde oynanmış olsalar da, o salı akşamı arka arkaya izlediğim bu iki farklı maçın hissettirdikleri, bana iş dünyası ve kariyer yolculuğumuz hakkında, yüzlerce sayfalık sıkıcı kişisel gelişim kitaplarının anlatamadığı çok sert bir gerçeği fısıldıyordu.
Kanalların birinde, dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanın nefesini tutarak izlediği, şatafatın ve astronomik bütçelerin havada uçuştuğu o devasa sahnenin pazar günkü görüntüleri vardı: Barselona – Real Madrid mücadelesi. Kusursuz çimler, atılan her adımın milyonlarca dolar değerinde olduğu bir şov, şampiyonluk şarkıları ve sadece o 90 dakikada dönen akıl almaz bir ekonomi… Herkesin olmak istediği yer tam da orasıydı; kusursuzluğun ve zirvenin ta kendisi.
Fakat kumandanın tuşuna basıp diğer kanala geçtiğimde bambaşka bir dünya dönüyordu. Orada o göz alıcı ışıltı yoktu; ter, inat ve saf bir hayatta kalma güdüsü vardı. Pazartesi akşamı İngiltere’nin o puslu, gri atmosferinde, bir üst lige, yani “büyük sahneye” çıkabilmek için oynanan ölüm kalım savaşının golleri ekrandaydı: Millwall – Hull City maçı. Seyircinin nefesi oyuncuların ensesinde, her ikili mücadele sanki dünyanın sonuymuş gibi yapılıyor. Biri kazanıp Wembley’e gidecek, bir üst sınıfa yükselecek ve belki de bütün tarihi değişecek. Diğeri ise aynı karanlık tünelde bir yıl daha savaşmak zorunda kalacak.
İşte tam o an soğuk çayımı yudumlarken gülümsedim. Çünkü kanallar arasında gezinirken gördüğüm bu iki maçın özeti, bizim kendi kariyer ve iş hayatımızın muazzam bir metaforuydu.
Hepimiz Zirvede Başlamak İstiyoruz (Ama Asansör Bozuk)
İtiraf edelim; bir girişim kurduğumuzda, yeni bir işe girdiğimizde veya kendimize yeni bir hedef koyduğumuzda gözümüz hep o ışıltılı derbilerde oluyor. İstiyoruz ki ilk günden sektörün devleriyle aynı masaya oturalım, LinkedIn profilimizde o afili “CEO” veya “Kurucu” unvanları altın harflerle parlasın. Cam kaplı plazalardaki toplantılar, havalı lansmanlar, bitmek bilmeyen başarı hikayeleri… Yani hepimiz kendi hayatımızın o ihtişamlı El Clásico’sunu oynamak istiyoruz.
Fakat gerçek şu ki dostum; zirvedeki o şık oyunu oynayabilmek için önce alt liglerin o çamurlu, sert ve acımasız atmosferinden sağ çıkman gerekiyor. Kimse sana ilk günden milyarlık bütçeler veya kusursuz bir pazar payı vermeyecek. O çok havalı görünen iş dünyasının arka planında, gece yarısı saat 02:00’de çöken bir sistemi ayağa kaldırmaya çalışmak, huysuz bir müşteriyi sakinleştirmek ve bitmek bilmeyen Excel tabloları arasında gözlerini ovuşturmak var.
Sahne Arkasındaki Gerçek Kahramanlık
O büyük markaların zirvedeki rahatlığı ve prestiji bir günde inşa edilmedi. Bugün milyonluk yatırımlar alan o havalı girişimciler, yıllar önce yatırımcılardan ardı ardına “hayır” cevabı alırken, o gri ve puslu stadyumda pes etmemeyi öğrenenlerdi. Konfor alanının dışında, ter içinde ve köşeye sıkışmış hissettikleri o “play-off” maçlarından sağ çıktıkları için bugün o büyük sahnede dans edebiliyorlar.
Sen de şu an kariyerinin veya işinin o terleten, zorlayıcı döneminde olabilirsin. Belki yazdığın kodlar çalışmıyor, belki beklediğin terfi bir türlü gelmiyor veya o çok inandığın yeni projen henüz istediğin ivmeyi yakalayamadı. Kendini yorgun, zihnen çamura bulanmış ve biraz da umutsuz hissediyor olabilirsin. O anlarda gözünün hep diğerlerinin o gösterişli başarılarına kaydığını, sosyal medyadaki o sahte “kusursuzluklara” bakıp “Neden ben de o sahnede değilim?” diye iç geçirdiğini biliyorum.
Senin Kendi Ölüm Kalım Maçın Hangisi?
İşte tam da burada o profesyonel dersi cebimize koymamız ve hayatımızın merkezine yerleştirmemiz gerekiyor: Zirvedeki maçların estetiği büyüleyicidir ama karakter, o çamurlu sahalarda kazanılır.
Karşılaştığın her kriz, çözdüğün her zorlu problem, müşteriden veya patrondan yediğin her fırça ve ardından masaya koyduğun o harika strateji… Bunların hepsi seni o büyük sahneye hazırlayan direnç testleridir. O zorlu anlar, senin sinir sistemini, iş zekanı ve vizyonunu bir üst lige taşımak için var.
O yüzden bulunduğun yerin kıymetini bil ve içindeki o sert mücadeleyi küçümseme. Zirvenin ışıkları bazen gözünü kamaştırabilir, ama senin asıl odaklanman gereken yer, şu an bastığın o engebeli zemin. Bugün verdiğin o yıpratıcı, kimsenin görmediği savaş; yarın o çok imrendiğin ışıltılı arenaya giriş biletin olacak.
Unutma; büyük başarıların kutlanır ama önce bolca terlemen gerekir. Şimdi derin bir nefes al, kollarını sıva ve sahaya dön. Çünkü senin asıl hikayen, o çamurun tam ortasında, şimdi yazılıyor.




İlk yorum yapan siz olun