
Bunu uzun süre “iş yoğunluğu” zannettim. Takvim dolu, bildirimler açık, toplantılar arka arkaya… ve ben her akşam yatağa girerken aynı hissi taşıyordum: Sanki bütün gün bir şeylerin peşinden koştum ama kendime hiç uğramadım.
Sonra bir yerde şunu fark ettim. Zihin karışıklığı artınca, “daha çok düşünmek” çözüm olmuyor. Çünkü düşünmek, aynı odanın içinde dönüp durmak gibi. Ne kadar hızlanırsan, o kadar yoruluyorsun. Yazmak ise kapıyı bulmak gibi. Odanın dışına çıkıp havayı değiştirmek gibi.
Kafka’nın bir cümlesi var ya: “Herkesin kendi yeraltı dünyasından kaçış yolu vardır. Benimki yazmak.” Benim için de tam olarak böyle. Günlük tutmak, bir alışkanlıktan çok daha fazlası. Bazen bir sığınak. Bazen bir ayna. Bazen de kendime açtığım küçücük bir özgürlük alanı.
Günlük tutmak “mükemmel yazmak” değil
Günlük denince birçok kişinin gözünde aynı sahne canlanıyor: Düzgün el yazısı, güzel bir defter, her gün aynı disiplin…
Benim gerçekliğim öyle değil.
Bazı günler iki sayfa yazıyorum.
Bazı günler tek bir cümle.
Bazı günler hiç.
Ve yine de bu, işe yarıyor.
Çünkü günlük tutmanın asıl gücü “edebi” olmakta değil. Kendine dürüstçe bakmakta.
Bir şeyi açıklamak zorunda değilsin.
Mantıklı hale getirmek zorunda değilsin.
Kendini bile ikna etmek zorunda değilsin.
Sadece şunu yapıyorsun: İçinde birikenleri dışarı alıyorsun.
Benim başladığım soru: “Bugün ne biliyorum?”
Bir gün kendime basit bir soru sabitledim.
Kahvemi aldım.
Notlarımı açtım.
Ve yazdım:
“Bugün ne biliyorum?”
Bu sorunun güzelliği şu.
Hem derin, hem sade.
Hem sakin, hem dürüst.
O sorudan sonra, zihnin içindeki sesler birer birer görünür olmaya başlıyor:
Zihnimi kurcalayan endişe ne?
Şu an hangi duyguya sıkıştım?
Hangi şeyi erteleyip duruyorum?
Bir süre sonra “kafam karışık” dediğin şeyin aslında kaç farklı parçadan oluştuğunu görüyorsun. Ve parçalar görünür olunca… yönetilebilir oluyor.
Günlük bir sığınak gibi çalışıyor
Son haftalarda iş yerindeki toplantılarda “verimlilik” kelimesini çok duyduğumu fark ettim.
Verimlilik konuşuluyor.
Süreç konuşuluyor.
Hedef konuşuluyor.
Ama çoğu zaman insan ilişkileri konuşulmuyor.
Günlük burada devreye giriyor.
Çünkü yazdığında, dışarıda sürekli senden istenen “performans”ı bir an bırakıyorsun.
Bir şey yetiştirmiyorsun.
Birine kendini kanıtlamıyorsun.
Sadece kendine dönüyorsun.
Bu yüzden ben günlük tutmayı bazen “terapi gibi” diye tarif ediyorum. Profesyonel bir sürecin yerini tutmaz, ama günlük hayatta nefes aldıran bir alan açar.
Hayatın küçük anları: yazının ham maddesi
Yazmayı sevdiğim bir başka şey daha var.
Günlük sadece iç dünyayı değil, dışarıdaki küçük sahneleri de topluyor.
Geçen gün vapurdayım. Bir martı simidi havada kapıyor.
Ve bir amca arkasından gülerek bağırıyor:
“Afiyet olsun koçuma!”
Bu, büyük bir hikâye değil.
Ama tam da bu yüzden değerli.
Çünkü hayatın ruhu çoğu zaman bu küçük anlarda saklı.
Onları yakaladığında, günün içinden bir parça “insanlık” çıkarıp cebine koymuş gibi oluyorsun.
Defter şart değil: yöntem değil, niyet önemli
Günlük tutmak illa kâğıt kalem olmak zorunda değil.
Çağımızda telefonlar neredeyse uzvumuz gibi.
Neden onu da dijital bir günlüğe çevirmeyelim?
Notlar uygulamasına iki satır.
Bir fotoğrafın altına kısa bir not.
Bazen bir ses kaydı.
Yöntem ne olursa olsun, biriktirdiğin şey ileride dönüp bakacağın kıymetli izlere dönüşüyor. Bazen bir hatıraya. Bazen bir yazının ilk cümlesine.
1 dakikalık başlangıç
Günlük tutmak istiyor ama başlayamıyorsan, çoğu zaman sebep şu: Gözümüzde büyütüyoruz.
Benim en pratik başlangıç formülüm şöyle:
- Süreyi küçült: 1 dakika.
- Soruyu sabitle: “Bugün ne biliyorum?”
- Başlamayı kolaylaştır: aynı yer, aynı saat, aynı kahve.
- Kapanışı netleştir: “Bugün bu kadar.”
Bu kadar.
Çünkü süre büyüdükçe, bahane de büyüyor.
Süre küçüldükçe, hareket başlıyor.
Yazmak, sadece seni değil, ilişkilerini de toparlayabilir
Burada küçük ama önemli bir yer var.
Ben günlük tutmayı sadece “kendini tanıma” işi zannederdim.
Sonra şunu fark ettim.
Zihnim netleştiğinde, insanlara da daha iyi alan açıyorum.
Daha az savunmaya geçiyorum.
Daha az “haklı çıkma” derdine düşüyorum.
Daha çok dinliyorum.
Yani günlük, sadece bir not defteri değil.
Bazen daha iyi bir insan ilişkisi için hazırlık.
Son bir soru
Eğer bu yazıyı buraya kadar okuduysan, senden tek bir şey isteyeceğim.
Yarın sabah 1 dakikanı ayır.
Tek bir satır yaz.
“Bugün ne biliyorum?”
Ve sonra kendine şunu sor.
Bu cümle, günün geri kalanını nasıl değiştiriyor?


İlk yorum yapan siz olun