İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Virginia Evans – Muhabbet: Postanenin Önündeki Bayram Kartları ve Bugünün Yalnızlığı

Muhabbet-Virginia-Evans-Mustafa-Kurt-Net-1024x576 Virginia Evans - Muhabbet: Postanenin Önündeki Bayram Kartları ve Bugünün Yalnızlığı

Çocukluğum İzmit’te geçti. Bayramdan önce çok net hatırladığım bir sahne var: Eski postanenin önüne, duvara metal raflar koyarlardı. Upuzun raflar… Yüzlerce bayram kartı… İnsan bakmaya doyamazdı.

Uzak şehirlerdeki dostlara, büyüklere kart seçerdik. Hani bir kartı eline alırsın da “bu tam şuna gider” dersin ya… Daha yazmadan bile o insanın yüzü gelir aklına. Sonra zarf, pul, postane kokusu… Bir de o güzel bekleyiş: Kart “yolda”.

Şimdi düşününce şunu fark ediyorum: O kartlar sadece “iyi bayramlar” demiyordu. Aslında çok basit bir şey söylüyordu: “Aklımdasın.” Hem de emekle söylüyordu.

Virginia Evans’ın Muhabbet kitabını okurken bende en çok bu duygu canlandı. Kitap başlarda merakla başladı bende. “Ne olacak?” merakı değil; daha çok “bu insanlar birbirine nasıl dokunuyor?” merakı.

Ama sonlara doğru, o merak yavaş yavaş hüzne döndü. Böyle insanı mahveden bir hüzün değil… Daha çok içini azıcık burkan, ama bir yandan da “tamam ya, hayat böyle işte” dedirten bir hüzün.

Altını çizdiğim şu cümle beni baya durdurdu mesela:

“Düşünüyordum da Harry, yalnız olup olmadığımı sormanın nedeni, bana yalnız olduğumu söylemenin bir yolunu araman olabilir mi?”

Çünkü bazen biri “Yalnız mısın?” diye sorunca, bunu “gel beraber yalnızlığını çözelim” diye sormuyor. Bazen sadece bir şeyi adlandırıyor. Hatta daha kötüsü: Sanki “yalnızsın” demenin kibar yolu gibi.

Ve insanı asıl üzen şey, yalnızlık değil de şu olabiliyor: Yalnızlığın fark ediliyor ama orada kalıyor.

Cümlenin devamı gelmiyor.

Çünkü insanın içinden beklediği o ikinci cümle çok basit aslında: “Yalnızsın… ama ben buradayım.”

Devam gelmeyince, geriye sadece “yalnızsın” kalıyor.

İletişim var, muhabbet yok (bazen)

Bugün iletişim çok. Mesaj çok. Bildirim çok. Emojiler bile var. Ama yine de insan bazen yalnız hissedebiliyor.

Ben bunu şöyle anlıyorum: İletişim artınca muhabbet artmıyor. Muhabbet başka bir şey çünkü. Muhabbet, konuşmak değil sadece; gerçekten “temas etmek”.

İzmit’te postanenin önündeki o metal rafları düşününce… O kartların sayısı bugünkü mesaj trafiğiyle kıyaslanamaz. Ama o kartlar daha “tam”dı. Çünkü içinde niyet vardı. Emek vardı. Beklemek vardı.

Kartın yolda olması bile bir şeydi ya. Sanki karşı tarafa “Sana doğru geliyorum” diyordu.

Şimdi her şey anında gidiyor. Anında gidince de bazen o “sana doğru geliyorum” hissi kayboluyor.

Ben bu kitaptan ne aldım?

Bu kitaptan bende kalan hayat dersi şu:

Yalnızlık çoğu zaman kalabalık eksikliği değil; ‘anlaşıldım’ hissinin eksikliği.

Bir de şu var: Bazen insanlar seni yalnızlığınla baş başa bırakacaklarını bile “muhabbet eder gibi” yapabiliyor. Konuşuyorlar ama değmiyorlar. Sen duyuyorsun ama duyulmuş hissetmiyorsun.

Bu arada bunu yazarken kendime de şunu sordum: Ben hiç birine “yalnız mısın?” diye sorup, aslında ona “yalnızsın” demiş olabilir miyim? Bazen iyi niyetle bile, birinin yalnızlığını hafifletmek yerine sadece tespit ediyor olabiliriz. Bu soru bile insanın dilini daha dikkatli yapıyor.

Kapanış

Kitap bittiğinde bende olaylardan çok bir his kaldı. Bayram kartı hissi.

Hani rafın önünde durursun… yüzlerce kart vardır… ama bir tanesi eline yapışır. Çünkü mesele kartın güzelliği değil; kime gittiğiyle anlam kazanması.

Muhabbet de bence böyle bir şey: Cümle çok, konuşma çok… ama ancak birine “ben buradayım” duygusunu verdiğinde gerçek oluyor.

O yüzden yazıyı şuradan bağlayayım:

Sen en son ne zaman birine “yalnız mısın?” diye sormadan, ona gerçekten “ben buradayım” hissettirdin?

Bu kitabı kimler okumalı / kimler sevmeyebilir?

Kimler okumalı:

  • “İlişkiler/iletişim” temalı ama bağırmayan, sakin akan kitapları sevenler
  • Yalnızlık, yakınlık, konuşma ve susma gibi şeylerin altına bakmayı sevenler
  • Okuduktan sonra “ben bunu birine anlatsam” hissi arayanlar

Kimler sevmeyebilir:

  • Daha hızlı akan, olay odaklı, “şimdi ne olacak?” temposu arayanlar
  • Duygu ve atmosferi yüksek, daha içe dönük anlatılardan sıkılanlar
  • Kitabın bitince insanda bıraktığı “ince sızı” hissini istemeyenler

İlk yorum yapan siz olun

    Düşüncelerin benim için önemli...

    Mustafa Kurt sitesinden daha fazla şey keşfedin

    Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

    Okumaya Devam Edin